Suudi Arabistan’ın futbol için akıttığı milyar dolarlar, dünyaya pompalanan petrol kadar yoğun ve yakıcı. Son yıllarda yıldız futbolculara yapılan astronomik teklifler, modern zamanın en büyük “para tuzağı” hâline geldi. Ama bazen öyle anlar oluyor ki, bu para okyanuslarının ortasında küçücük bir ada beliriyor; adanın üstünde bir futbolcu duruyor ve haykırıyor: “Hayır!”
Victor Osimhen, Suudi Arabistan’ın Al Hilal kulübünün 45 milyon Euro’luk teklifini reddetti. Tıpkı bir zamanlar Mauro İcardi’nin yaptığı gibi… Dünyanın başka köşelerinden de benzer hikâyeler duyuyoruz. Kimi zaman şaşırıyoruz, kimi zaman da umutlanıyoruz: Demek ki hâlâ paranın satın alamadığı şeyler var.
Ama neden?
Neden bir futbolcu, hayatının belki de en yüksek maaşını reddedip İstanbul’u, Galatasaray’ı, tribünleri seçer? Neden bir başkası, çöllerin altın sarısı ışığında değil de Boğaz’ın mavi serinliğinde kalmak ister?
Çünkü Suudi Arabistan’ın sunduğu şey, yalnızca “zenginlik” değil; aynı zamanda bir yalnızlık, bir hapsoluş da…
Evet, orada paranın alabileceği en iyi arabalar, saray gibi evler, kraliyet protokolleri, gösterişli yaşam tarzları var. Ama aynı zamanda sessizlik var. Sokaklarında yürüyen kadınların yüzü örtülü, sokaklarda neşe yok, tribünlerde bağımsız bir taraftar ruhu yok.
Orada şehirler değil, projeler var.
İnsanlar değil, kurallar var.
Futbol değil, gösteri var.
Osimhen’in ve İcardi’nin tercihi aslında bize şunu hatırlatıyor: Futbol, bir maaş bordrosundan ibaret değil. Futbol, oynandığı şehrin sokaklarında dolaşabilmektir, çocukların gözlerinde kendini görebilmektir, tribünlerde adının haykırıldığını duymaktır. Futbol, bir halkın seni sahiplenmesidir.
Suudi Arabistan’ın sorunu zengin olmaması değil; ruhsuz olması.
Milyar dolarlık binaları var, ama köşe başlarında simit satan amcaları yok.
En yeni telefonlar, en hızlı arabalar var, ama geceleri caddelerde ıslık çalan gençler yok.
Yasalar var, özgürlük yok.
Çölün ortasında, bir hayalet şehir.
Belki para her şeyi satın alır ama insanın yüreğine dokunan o küçük ayrıntıları alamaz: İstanbul’un rüzgârını, taraftarın gözyaşlarını, maçtan sonra sokakta birlikte yürüyen insanları…
Osimhen bunu gördü.
İcardi bunu hissetti.
Belki bir gün Suudi Arabistan da anlayacak: Futbolun ruhu, parayla değil, insanlarla, kültürle, sokaklarla, hikâyelerle yaşar.
Ve belki de en büyük servet, kalabilme cesaretidir.