Bir zamanlar Kurban Bayramı sabahı demek, TRT spikerinin “Şu anda Üsküdar sahilinde bir boğa denize girdi” cümlesini son derece ciddi bir tonla kurması demekti. Türkiye’nin gerçek milli sporu futbol değil, firari dana kovalamacaydı. Mahallede biri “Kaçtı!” diye bağırdığı anda herkes terliklerle sokağa dökülür, ortalık Mission Impossible setine dönerdi.

Bir tarafta elinde ipiyle nefes nefese kalan kurban sahibi…
Diğer tarafta belediye görevlisi…
Arada ise özgürlüğüne düşkün, 850 kiloluk bir Anadolu filozofu…

O dönem haberleri inanılmazdı. Dana TEM’e çıkıyor, keçi minibüs durağında vatandaşı rehin alıyor, bir boğa ise apartman otoparkına saklanıyordu. Akşam haberlerinde ekonomi yoktu ama “Beykoz’da çatıda yakalanan tosun” vardı. Millet de büyük bir keyifle izliyordu. Çünkü o zamanlar et, bugün olduğu gibi kuyumcu vitrini muamelesi görmüyordu.

Şimdi düşününce insan anlıyor…
O kaçışlar aslında refah göstergesiymiş.

Çünkü bugünün Türkiye’sinde bir dana kaçsa, sahibi peşinden bağırmaz:
“Yakala şunu!”

Ne der biliyor musunuz?
“Abi dikkat edin, çizerse değer kaybeder!”

Artık büyükbaş hayvan değil, yürüyen yatırım aracı.
Eskiden vatandaş kurbanlık bakardı, şimdi ekspertiz yapıyor.

“Bu kaç kilo?” sorusu yetmiyor.
Yanında şu analizler geliyor:

— Yem geçmişi nedir?
— Kaç ortak girerse amorti eder?
— Karkas sonrası prim potansiyeli var mı?
— Canlı ağırlık/FK oranı kaç?

Yakında kurban pazarlarında şu cümleyi duyarsak şaşırmam:

“Bu tosunun kısa vadede direnç seviyesi 340 bin lira.”

Eskiden insanlar dana yakalamak için koşardı.
Şimdi fiyat etiketini görünce tansiyonu düşmesin diye vatandaşın kendisine su tutuluyor.

Bir de “hisseye girme” kavramı vardı… Ah o eski samimi cümleler:

“Biz apartman olarak danaya girdik.”

Şimdi aynı cümle sanki holding satın alıyormuşsun gibi geliyor.
Artık kurbanlık değil, halka arz dağıtımı gibi.

— Kaç lot düştü sana?
— Benim hisse yüzde 3,7 çıktı.
— Kemiksiz mi verdiler?
— Yok abi, tahtacı kaburgayı kitledi.

Eskiden firari dananın arkasından belediye ekipleri koşardı.
Bugün kaçsa, arkasında yatırım danışmanları, sigortacılar ve üç mali müşavir koşar.

Hatta bazı kurbanlıkların fiyatını duyunca insanın aklına şu geliyor:
Bu hayvan kesilmiyor olabilir. Muhtemelen yönetim kuruluna atanıyor.

Bir başka trajedi de pazarlık kültürünün çöküşü oldu. Eskiden vatandaş son bir hamle yapardı:

“Bir şey yap abi…”

Şimdi satıcı gözünün içine bakıp şöyle diyor:

“Zaten banka kredisiyle bakıyorsun.”

Vatandaş da sessizce geri çekiliyor. Çünkü artık pazarlık değil, ekonomik rehabilitasyon gerekiyor.

Asıl dramatik olan ise şu:
Eskiden kaçan kurbanlıkları izleyip gülerdik.
Şimdi kurban pazarından eli boş dönen vatandaşları görünce ekonomi haberi izliyor gibi hissediyoruz.

Bu gidişle birkaç yıl sonra çocuklarımıza şu cümleyi kuracağız:

“Evladım bizim zamanımızda danalar kaçardı…”

Çocuk soracak:
“Gerçek dana mı baba?”

Biz de uzaklara bakıp cevap vereceğiz:

“Evet oğlum… O zamanlar insanlar et yiyebiliyordu.”