Bugün takvimler 8 Mart’ı gösteriyor. Vitrinleri işgal eden süslü kelimelerin ve seraların tek tip çiçeklerinin ötesine, asıl gerçeğe bakma vakti. O çiçekleri topraktan çıkaran nasırlı ellere ve hayatı ilmek ilmek ören o eşsiz, görünmez emeğe... Çünkü bugün; sadece kadın olmanın değil, dünyayı sırtında taşıyan, uykusuzluğa ve yorgunluğa meydan okuyan, yaratmanın ve inadına yaşatmanın günü.

Bir yanda, sabahın ayazı henüz toprağı terk etmemişken uçsuz bucaksız tarlalara düşen kadınlar var. Çukurova’nın bereketinde pamuk toplayan, Ege’nin yamaçlarında zeytin silken, Karadeniz'de yağmur çamur demeden çay hasat eden kadınlar... Yüzlerindeki o derin çizgilerde, ellerindeki nasırlarda toprağa kazınmış en onurlu destan gizlidir. Onlar o toprağa sadece tohum bırakmaz; koca bir memleketin doyması için umut ekerler. O çatlamış parmak uçlarında dünyanın en bereketli ve en ağır işçiliği yatar.

Diğer yanda ise, Mezopotamya'nın kalbinde, Şanlıurfa'nın bahara uyanan sabahlarında küçücük bedenlerin en büyük kahramanı olan kadın doktorlar... Bir çocuk endokrin uzmanı düşünün. Tip 1 diyabet tanısı almış, gözleri korkuyla bakan bir çocuğun ve çaresiz hisseden bir annenin ellerini umutla tutan o şifacıyı. Bir çocuğun büyüme serüvenini bir nakış gibi sabırla işleyen, o minicik bedenin hormon dengesini sağlamak için milimetrik hesaplar yapan, gecelerini tahlil sonuçları ve bilimsel makalelerle geçiren kadınlar. Onların önlüklerinin cebinde taşıdığı sadece stetoskop veya insülin kalemi değildir; bir çocuğun sağlıkla serpilip büyümesini, yaşıtları gibi özgürce koşup oynamasını omuzlayan devasa bir entelektüel emek ve sonsuz bir şefkattir.

Peki, tarladaki o genzi yakan toprak kokusuyla, Şanlıurfa'daki bir çocuk polikliniğinin umut kokan o odasını birleştiren görünmez bağ nedir? Bu tükenmek bilmeyen gücün, pes etmeyen iradenin kaynağı nerede gizli?

Bunun tek ve sarsılmaz bir cevabı var: Aşk.

Bu, şarkılara ve masallara sıkıştırılmış o sığ duygu değil; hayata, yaratmaya ve yaşatmaya duyulan o yüce, o direngen aşk. Toprağın filizlenmesine duyulan aşk tarlada berekete ve yemeğe dönüşürken; bir çocuğun sağlıkla büyümesine duyulan aşk, hastane koridorlarında şifaya dönüşür. Kadın, elinin değdiği her yeri sadece aklıyla veya bedensel gücüyle değil, kalbinin en derinlerindeki o koca aşkla yoğurur. O aşk olmasa, ne o çorak topraklar yeşerir ne de o zorlu tedaviler çiçek açar.

Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü.

Hayatın sessizce ama kusursuzca dönmesini sağlayan o yegâne eksen, kadınların emeğidir. İster toprağın bağrında ter döksün, ister bilimin ışığında küçücük bir çocuğa umut olsun; o emek, sevgiyle ve aşkla işlenmiş muazzam bir hayat mücadelesidir. Dünyayı güzelleştiren, nefes aldıran, yaşatan tüm kadınların bitmek bilmeyen emeğine ve yüreklerindeki o kocaman aşka minnetle...