Binlerce yıl önce, Hindistan’da bir Brahman rahibi olan Sissa ben Dahir, kaba kuvvetin ve kibrin her şey demek olmadığını kanıtlamak için kralının karşısına bir satranç tahtasıyla çıkmıştı. Kral, devasa ordularına, fillerine ve yıkıcı gücüne o kadar güveniyordu ki, rahibin tahtanın ilk karesine koyduğu o tek bir buğday tanesinin, kareler ilerledikçe katlanarak tüm krallığın zenginliğini yutacak bir matematiksel felakete dönüşeceğini öngörememişti. Bugün, Ortadoğu’nun kanla çizilmiş satranç tahtasında tam da bu kadim efsanenin modern, sarsıcı ve ekonomik bir tekerrürünü izliyoruz.
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in, devasa askeri aygıtlarına ve teknolojik üstünlüklerine güvenerek İran’a karşı başlattıkları o büyük taarruz, Brahman’ın karşısına oturan o kibirli kralın hamlesinden farksızdı. Washington ve Tel Aviv, havada uçuşan füzelerin ve hedefleri vuran akıllı bombaların anında bir zafer getireceğine inanıyordu. Ancak unuttukları bir şey vardı. Stratejik derinlik, kaba kuvvetten her zaman bir adım öndedir ve o derinlik, namluların ucunda değil, küresel ekonominin şah damarında gizliydi. ABD ve İsrail’in askeri saldırısı, İran’ın asimetrik direnişi ve coğrafi avantajları karşısında deyim yerindeyse boşa çıktı. Hedeflenen çöküş gerçekleşmediği gibi, Tahran satranç tahtasındaki en ölümcül hamlesini yaptı ve Hürmüz Boğazı'nı kapattı.
İşte bu, modern zamanların katlanan buğday tanesi hamlesidir. Hürmüz’ün kapanması sadece birkaç tankerin geçişinin engellenmesi değildir. Küresel enerji arzının kalbine sokulan bir hançer, dünya ekonomisinin şalterinin indirilmesidir. Boğazdan geçemeyen her damla petrol, Batı başkentlerinde enflasyon olarak, Asya borsalarında çöküş olarak, küresel tedarik zincirlerinde felç olarak yankılandı. Tahran, Amerikan füzelerine füzeyle değil, doğrudan ekonomiye saldırarak cevap verdi. Sistemi kilitledi ve o kilidin anahtarını denizin dibine attı. Bu sarsıcı hamle, tahtadaki diğer taşların da rengini anında belli etti. Donald Trump, arkasına dönüp müttefiklerine baktığında, satranç tahtasında yapayalnız kaldığını gördü.
Avrupa başkentleri, kendi ekonomilerini böyle bir enerji krizinin ve enflasyon sarmalının içine sürüklemeyi göze alamadı. NATO ülkeleri, bu hesapsız ve sonuçsuz saldırganlığa omuz vermeyi reddetti. Kendi iç krizleriyle boğuşan ve ekonomik istikrarı her şeyin önünde tutan Avrupa, Trump’ın Ortadoğu kumarında piyon olmayı elinin tersiyle itti. Ancak asıl büyük kırılma, Washington’ın geleneksel müttefikleri olan Körfez ülkelerinde yaşandı. Yıllarca Amerikan güvenlik şemsiyesine güvenen, milyarlarca dolarlık silah anlaşmalarıyla kendilerini güvende hisseden Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri, acı bir gerçekle yüzleşti. Saldırıların İran'ı durduramadığını, aksine misilleme kapasitesinin Körfez'in tüm altyapısını tehdit ettiğini gördüler. Vaat edilen Amerikan korumasının içinin boş olduğunu anlayan Körfez ülkeleri için güven sıfırlandı. Riyad yönetiminin savaştan çekilmesi, sadece taktiksel bir geri adım değil, Amerikan hegemonyasının Ortadoğu'daki iflas belgesidir.
Tüm bu küresel yıkımın dalgaları, dönüp dolaşıp en sonunda o kibirli hamleyi yapan şahın kendi sarayına, yani Amerika Birleşik Devletleri sokaklarına vurdu. Hürmüz'ün kapanmasıyla tetiklenen küresel ekonomik sarsıntı, benzin pompalarından market raflarına kadar Amerikan halkının günlük hayatını felç edince faturanın bedeli meydanlarda kesilmeye başlandı. Şu an ABD'nin dört bir yanında, öfkenin sokaklara taştığı devasa Trump karşıtı gösteriler düzenleniyor. Meydanları dolduran kalabalıkların taşıdığı pankartlarda ve attıkları sloganlarda tek bir cümle yankılanıyor: "Kral'a Hayır". Binlerce yıl önceki satranç efsanesindeki kendi gücüne körü körüne inanan o kibirli kral figürü, bugün Amerikan sokaklarında protestocular tarafından bizzat Donald Trump'ın şahsında cisimleştiriliyor. Halka refah yerine hesapsız bir savaş ve ekonomik daralma getiren bu modern kral, kendi halkı tarafından tahtından indirilmek isteniyor.
Donald Trump, oyunu hızla bitireceğini sanırken, oyunun kurallarını okuyamadı. Askeri harcamaların ve teknolojik üstünlüğün, küresel emtia piyasalarının ve lojistik dar boğazların yarattığı ekonomik kaos karşısında ne kadar çaresiz kalabileceğini göremedi. Bugün Ortadoğu satranç tahtasında şah, köşeye sıkışmış durumda. Ancak bu kez onu mat eden şey, gökten yağan bombalar veya ilerleyen tank taburları değil. Onu mat eden şey, Hürmüz Boğazı'nın karanlık sularında kilitlenen küresel ticaret, çöken ittifak sistemi ve kendi sokaklarında dalga dalga büyüyen Kral'a Hayır sesleridir. Sissa ben Dahir yaşasaydı, bu tabloya bakar ve muhtemelen gülümserdi. Çünkü binlerce yıl sonra kural hala değişmedi. Oyunu, en güçlü taşlara sahip olan değil, tahtanın tamamını gören ve sabırla o yıkıcı stratejiyi kuran kazanır.