Pazar sabahının o kendine has, biraz mahmur biraz da hesaplaşmalı sessizliğinde, elimde kahveyle Borsa İstanbul’un (BIST 100) ekranına bakarken şunu düşündüm: Meğer ne çok "zararına satış" yapmışız hayatta. Sadece hisse senetlerinden bahsetmiyorum; dostluklardan, hayallerden ve en çok da o "asla vazgeçmem" dediğimiz sevgilerden... Şimdilerde Borsa tüm zamanların rekorunu kırarken, ekran başında "Ah, keşke elimde tutsaydım" diye derin iç geçirenlerin pişmanlığı, aslında sadece finansal bir kayıp değil, bir karakter testinin sonucudur. Çünkü değer, sadece yükselirken alkışlanan bir şey değildir; asıl değer, her şey kırmızıya boyandığında, herkes "kaç" diye bağırırken onun ardında sarsılmadan durabilmektir.

Hatırlayın, daha birkaç ay önce ortalık toz dumanken, "Bitti bu iş, daha da dikiş tutmaz" diyerek elindekini avucundakini ucuza bırakıp kaçanlar, bugün o yükseliş grafiklerini sanki bir başkasının hayatını izler gibi uzaktan seyrediyorlar. Hayatın genel provası da tam olarak budur işte. Birine bir sevgi duyarsınız, bir emek verirsiniz; sonra işler biraz sarpa sarar, karşılık göremezsiniz ya da o anki konjonktür ruhunuzu daraltır. Hemen "zarar kes" (stop-loss) yapıp kalbinizdeki o portföyü boşaltırsanız, yarın o sevginin en yüksek zirvesini gördüğünüzde yaşayacağınız şey pişmanlıktan başka bir şey olmaz. Oysa sevginin "temel analizi" sağlamsa, yani o insanın özündeki değere inanmışsanız, spekülatif dalgalanmalara pabuç bırakmamak gerekir.

Bizim millet olarak en büyük eksiğimiz belki de budur: Sabrı bir pasiflik, beklemeyi ise bir yenilgi sanıyoruz. Oysa finans dünyasında olduğu gibi gönül dünyasında da asıl kazananlar, "vade"ye inananlardır. Bir hissenin grafiği gibi, insan ilişkileri de bazen yatay seyreder, bazen sert düşüşler yaşar. Önemli olan o düşüş anlarında elindekinin kıymetini bilip, "Ben bu değere inanıyorum ve arkasındayım" diyebilmektir. Eğer o gün o direnci gösteremezseniz, bugün rekorlar kırılırken siz ancak başkalarının mutluluğunu alkışlayan bir seyirci olursunuz. Hayatın borsasında en büyük temettü, yani en büyük kâr payı, her zaman vefaya ve sadakata ödenir.

Şimdi bu Pazar günü, ekranlardaki yeşil oklara bakıp sevinirken ya da kaçırdığınız fırsatlara hayıflanırken bir düşünün: Elinizde hala tuttuğunuz neler var? Hangi sevginin, hangi dostluğun arkasında, piyasa ne derse desin durmaya devam ediyorsunuz? Unutmayın ki, gerçek yatırımcı sadece parayı değil, emeği ve kalbi de doğru yere park edip orada kök salabilendir. Günün sonunda karşılığını alacağınız tek şey, sadece fiyatı artan kağıtlar değil, zor günde elini bırakmadığınız o "değer"lerin size vereceği huzur olacaktır. Çünkü aşkta ve borsada en büyük aşkı, her zaman son ana kadar masada kalanlar yaşar.