Demokrasinin beşiği, milletin iradesinin tecelligahı, yüce meclisimiz TBMM’nin içinde çok özel, çok nadide bir birim vardır: Dilekçe Komisyonu. Normal şartlar altında burası, vatandaşın anayasal hakkını kullanarak kamu kurumlarıyla ilgili şikayetlerini, yasa önerilerini veya idari haksızlıkları devletin en üst merciine ilettiği son derece ciddi bir kuruldur. Yasama organının halkla doğrudan temas kurduğu, o çok mühim köprüdür. Ancak burası Türkiye! Bizde "Devlet Baba"lafı sadece bir mecaz değil, basbayağı nüfus cüzdanında yazan resmi bir ebeveynlik durumu olduğundan; vatandaşımız bu anayasal komisyonu adeta bir sabah programı stüdyosu, bir Güzin Abla köşesi ve yeri geldiğinde dilekleri gerçekleştiren sihirli bir lamba olarak görmekte hiçbir beis görmüyor. Gelen on binlerce talebe şöyle bir göz attığınızda, meclisimizin aslında yasama faaliyetlerinden ziyade ülkenin devasa bir terapi merkezine dönüştüğünü acı tatlı bir tebessümle anlıyorsunuz.
Vatandaşın devletten "babalık" beklemesinin en somut örnekleri elbette gönül işlerinde ortaya çıkıyor. Geçenlerde bir vatandaş üşenmemiş, oturmuş koskoca milletin meclisine dilekçe yazmış: "Bana uygun bir eş adayı bulun." Hayal dünyasının genişliğine bakar mısınız? Meclis toplanacak, bütçe görüşmelerini falan bir kenara bırakıp "Bizim Yozgatlı Mehmet'e boylu poslu, sigortalı, eli yüzü düzgün bir kız bulalım" diye alt komisyon kuracak! Başka bir aşık gencimiz de "Nişanlanmak istiyorum ama bizimkiler Nuh diyor peygamber demiyor, meclis araya girsin de şu ailemi bir ikna edin"diye resmi başvuruda bulunmuş. Şunu bir gözünüzün önüne getirin; pazar sabahı kapı çalıyor, açıyorsunuz, karşınızda koca koca milletvekilleri... Ellerinde gümüş tepside çikolata, "Sayın aile büyükleri, anayasamızın eşitlik ilkesi uyarınca sizin oğlanın nişanlanmasına onay vermenizi arz ve rica ederiz..." Devletin işi gücü yok, senin inatçı halanı "Gençler birbirini sevmiş" diye teselli edecek! Ha bir de "Kuzen evlilikleri yasaklansın" diye başvuran o muazzam vizyoner vatandaşımız var. Belli ki teyzesi "Seni bizim kıza alacağız" diye çocuğu fena darlandırmış, o da kendi başına "hayır" diyemediği için çözümü TBMM'ye sığınmakta bulmuş. "Ben dünden razıyım teyze ama bak devlet yasakladı, anayasayı mı delelim, Silivri soğuktur şimdi" diyerek modern tıbbın arkasına sığınıp akraba evliliğinden kaçmaya çalışan bu stratejik zekaya ancak şapka çıkarılır.
Dilekçe Komisyonu'nun mesaisi elbette sadece çöpçatanlıkla bitmiyor; yurdum insanının günlük hayattaki kişisel sinir krizleri de yasa teklifi olarak meclise yağıyor. Mesela bir vatandaşımız çıkıp, "Abi ve abla hitaplarının aile dışında kullanılması yasaklansın" diye dilekçe vermiş. Belli ki yolda adres sorduğu liseli gençten "Dayı" ya da "Amca" lafını yiyince gururu fena incinmiş, o anki hınçla soluğu mecliste almış. "Pazarcıya abi diyene 3 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası istiyoruz" diye kanun mu çıkarsın bu meclis? Bir başka şahane talep ise belediye otobüslerinde "Toplu taşıma ücretleri yolcuların ağırlığına göre belirlensin" diyen o zalim vatandaştan gelmiş. Tartı koysunlar otobüsün girişine, 100 kilonun üstündekiler tam bilet, fit olanlar indirimli geçsin öyle mi? Metrobüs kuyruğunda milletin birbirine "Kardeşim göbeğini içeri çek, senin yüzünden makineye çift basıyoruz" diye kavga ettiği bir distopyayı meclisten talep etmek nasıl bir kinin ürünüdür Allah aşkına!
Tabii bizim insanımızın ufku bunlarla da sınırlı değil; teknolojik, fütüristik ve jeolojik taleplerimiz var ki okurken NASA havlu atar, Elon Musk şarampole yuvarlanır. En favori dilekçem açık ara şu: "Fay hatları kontrollü şekilde patlatılsın, büyük depremler önlensin." Yahu adam koskoca tektonik plakayı, binlerce kilometrelik Anadolu levhasını mahalledeki tıkalı lağım borusu sanıyor! "Atın oraya iki dinamit, fay hattı bir rahatlasın, gazını alsın" diyerek jeoloji bilimini kökünden sarsan bu pratik zekayla biz bırakın depremi önlemeyi, Mars'ta mangal bile yelleriz. Bilimsel vizyonumuz arşa çıkarken ezoterik dünyayı da ihmal etmiyoruz elbette. Üniversitelere "Astroloji Bölümü" açılmasını isteyenler mi dersiniz, meclisten resmi olarak "büyü yapmanın yasaklanmasını" talep edenler mi... "Sayın başkanım, kısmetimi bağlamışlar, faili meçhul muskaların araştırılması için meclis araştırması talep ediyorum" seviyesine gelmemize ramak kalmış.
Durun, daha bitmedi! İşverenini vergi kaçırdığı için şikayet edip işten atılan bir abimiz, meclisten kendisine "Ekonomi Terörü Gazisi" unvanı verilmesini talep etmiş. İstiklal madalyası yetmez, bence Merkez Bankası'nın anahtarını da bu abimizin boynuna asalım, tam olsun. Fransızcadan geldiği için "Jandarma" kelimesinin "Candarma" olarak değiştirilmesini isteyen o fedakar dil bekçilerimizden tutun da, "Kadınların günü var bizim niye yok" diyerek meclisten Dünya Erkekler Günü için resmi kutlama talep eden mağdur babalarımıza kadar herkesin tek sığınağı bu gariban komisyon.
Anlayacağınız, TBMM Dilekçe Komisyonu sıradan bir devlet dairesi değil; evlendirme programlarıyla, bilimkurgu filmleri, jeoloji kürsüleri ve mahalle dedikoduları arasında sıkışmış paralel bir evren gibi çalışıyor. Ne diyelim; Allah komisyon üyelerine peygamber sabrı, meclisten eş arayanlara hayırlı kısmet, fay hattını dinamitle patlatacak olanlara da çelik yelek versin!