Dünya kamuoyu, ekonomi politikalarının Washington’daki o soğuk binalarda veya Frankfurt’taki cam kulelerde belirlendiğini sanadursun; biz gerçeği biliyoruz. Küresel sermayeye yön veren asıl kararlar, sabahın köründe açılan, camları buğulu, içeri girdiğinde üzerine sinen o kaçınılmaz "bayat çay ve tütün" kokulu mahalle kahvelerinde alınıyor. Masada Jerome Powell yok, Mahmut Amca var. Mahmut Amca’nın üzerinde Powell’ın asla cüret edemeyeceği bir kombin var: Çizgili pijama üzerine giyilmiş, bir düğmesi eksik triko yelek. İşte o yeleğin cebindeki emekli maaş kartı, aslında dünya piyasalarının görünmez çıpasıdır.

Mahmut Amca için ekonomi, öyle grafiklerle, "aylık bazda tüfe beklentisiyle" açıklanacak kadar basit bir şey değil. Onun için her şey bir "operasyon." Dolar 43 lirayı mı geçti? "Yeğenim, düğmeye bastılar" diyor. Hangi düğme bu? Kim basıyor? Adresi var mı? Cevap yok. Ama o düğmenin varlığına olan inancı, bir merkez bankası başkanının fiyat istikrarına olan inancından çok daha sarsılmaz. Mahmut Amca, önündeki şekerlikten iki tane kesme şeker alıp masaya koyuyor; "Bak bu dış borç, bu da iç piyasa" diyor. Sonra çay kaşığıyla o şekerleri itiyor, "Bunlar çarpışınca ne oluyor? Enflasyon!" Bilim insanları bunu 400 sayfalık raporlarla anlatadursun, Mahmut Amca bir bardak kaçak çay eşliğinde Nobel Ekonomi Ödülü’ne aday gösterilecek bir sadelikte işi bitiriyor.

Asıl eğlence ise Fed faiz kararı açıklandığında başlıyor. Televizyonda altyazı geçerken Mahmut Amca, okey ıstakasına bir yandan taş dizerken bir yandan da küresel likiditeyi yorumluyor: "Powell yine korktu, artıramadı faizi. Adamın elinde per yok yeğenim, hep ara taş bekliyor." Mahmut Amca’ya göre Amerikan Merkez Bankası aslında bir nevi "yancı" statüsünde. Onun gözünde her şey, büyük resmin içindeki küçük birer fırça darbesi. Mesela Brent petrol mü düştü? Mahmut Amca hemen teşhisi koyuyor: "Seçim var onlarda, milleti uyutuyorlar." Benzin zammı geldiğinde ise asla şaşırmıyor, "Rafineri dedikleri şeyin masrafını biliyor musun sen?" diyerek konuyu bir anda jeopolitik bir derinliğe çekiyor.

En sevdiğim an ise bakkal çırağının içeri girip "Mahmut Amca, peynire yine zam gelmiş" dediği o kutsal an. Mahmut Amca hiç istifini bozmuyor, "O peynir değil, o bir strateji" diyor. Yani ona göre marketteki etiketlerin değişmesi, aslında tamamen küresel güçlerin bizim kahvaltı soframız üzerinden birbirine mesaj vermesi. Biz zeytini kaç liraya aldığımızı düşünürken, Mahmut Amca o zeytin çekirdeğinden yeni bir dünya düzeni inşa ediyor. Yazının sonuna gelirken şunu anlıyorum ki; bizim memlekette aç kalabiliriz, açıkta kalabiliriz ama asla "analizsiz" kalamayız. Enflasyon yüzde yüz de olsa, Mahmut Amca okey masasında "Oyun büyük!" dediği sürece içimiz ferah. Çünkü biliyoruz ki, ekonomiyi yönetenlerin bir planı varsa, Mahmut Amca’nın da mutlaka o planı bozacak bir "dış güçler" teorisi cebinde hazırdır.