Türkiye son yıllarda yalnızca savunma sanayisinde değil, devlet aklında ve stratejik terminolojide de tarihi bir paradigma değişimine gidiyor.
Bir dönem diplomatik çekingenlikle kullanılan kavramların yerini artık doğrudan milli egemenliği ve devlet refleksini merkeze alan yeni bir dil alıyor.
Müfredatta yapılan değişiklikler bu dönüşümün en net göstergesi.
“Ormanlarımız” yerine “Yeşil Vatan”,
“Türkiye’nin deniz yetki alanı” yerine “Mavi Vatan”,
“Türkiye’nin hava sahası” yerine “Gök Vatan” denmesi tesadüf değil.
Bu yalnızca kelime değişimi değil; devletin yeni jeopolitik pozisyonunun ilanıdır.
“Ege Denizi” yerine “Adalar Denizi” ifadesinin kullanılmaya başlanması ise dikkat çekici başka bir kırılma noktasıdır. Çünkü artık mesele yalnızca bir coğrafya tanımı değil, egemenlik alanı tartışmasına dönüşmektedir.
Tam da bu süreçte Milli Savunma Bakanlığı’nın “Deniz Yetki Alanları Kanunu” açıklaması geldi.
Türkiye, Karadeniz, Akdeniz ve Adalar Denizi’ndeki hak ve menfaatlerini ilk kez kapsamlı ve müstakil bir yasa ile hukuki güvence altına almaya hazırlanıyor.
Bu hamle sıradan bir mevzuat çalışması olarak okunamaz.
Bu; Mavi Vatan doktrininin devlet politikası haline gelmesidir.
Üstelik zamanlama da oldukça dikkat çekici.
Kısa süre önce gerçekleştirilen savunma sanayi fuarında Türkiye yalnızca yeni silahlarını değil, yeni stratejik kapasitesini de dünyaya gösterdi. Uzun menzilli füze sistemleri, insansız hava araçları, deniz platformları ve elektronik harp teknolojileri adeta yeni dönemin fragmanı gibiydi.
Ankara artık yalnızca diplomasi masasında konuşan bir ülke değil; gerektiğinde sahada denge değiştirebilecek askeri kapasiteye sahip olduğunu açık biçimde gösteriyor.
Bu gelişmelerin hemen ardından Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ın açıklaması geldi:
“Türkiye’den gelebilecek herhangi bir saldırgan eyleme sert şekilde karşılık vereceğiz.”
Bu açıklama aslında Atina’daki tedirginliğin dışa vurumundan başka bir şey değil.
Çünkü Türkiye artık edilgen değil.
Doğu Akdeniz’de enerji oyununu bozan, Libya anlaşmasıyla deniz denklemine müdahil olan, Karadeniz’de enerji arayan, savunma sanayisinde dışa bağımlılığı azaltan ve deniz yetki alanlarını yasallaştırmaya hazırlanan bir Türkiye var.
Ankara’nın son dönemde attığı adımlar devletin uzun vadeli bir hazırlık içerisinde olduğunu gösteriyor.
Özellikle Adalar Denizi konusunda yıllardır tartışılan aidiyeti belirsiz ada, adacık ve kayalıklarla ilgili yeni hukuki ve stratejik çalışmaların yürütüldüğü iddiaları da artık daha yüksek sesle konuşuluyor.
Türkiye’nin hak ettiği egemenlik alanlarını yeniden gündeme taşıması bölgede dengeleri değiştirebilir.
Çünkü mesele birkaç ada değil.
Mesele enerji koridorları, deniz ticaret yolları, kıta sahanlığı, doğal gaz rezervleri ve jeopolitik üstünlük mücadelesidir.
Batı uzun yıllardır Türkiye’yi kıyıya sıkıştırılmış bir kara devleti gibi konumlandırmak istedi.
Ancak bugün ortaya çıkan tablo farklıdır.
Türkiye artık yalnızca Anadolu’dan ibaret olmadığını hatırlatıyor.
Mavi Vatan, Gök Vatan ve Yeşil Vatan kavramları bir slogan değil; yeni devlet vizyonunun omurgasıdır.
Ve görünen o ki…
Adalar Denizi’nde sular daha da ısınacak.