Türkiye’de vergi sistemi büyük ölçüde tahakkuk esasına göre işlediği için ticari ve zirai kazançlar tahsil edilip edilmediğine bakılmaksızın gelir olarak vergilendiriliyor. Bu durum, özellikle tahsilat sorunlarının arttığı dönemlerde işletmeler üzerinde ek finansman ve vergi yükü oluşturuyor.

Vergi mevzuatı, tahsili şüpheli hale gelen veya tahsil imkânı ortadan kalkan bazı alacakların belirli şartlarla gider yazılmasına izin veriyor. Ancak uygulamada dava süreçleri, hukuki maliyetler ve ticari ilişkilerin korunma isteği nedeniyle birçok alacak için bu mekanizmaların etkin şekilde kullanılamadığı belirtiliyor.

TCMB’nin gerçek önceliği tartışma yarattı
TCMB’nin gerçek önceliği tartışma yarattı
İçeriği Görüntüle

Mevcut sistemde ticari nitelikli bir alacağın “şüpheli alacak” sayılabilmesi için dava veya icra safhasına taşınması gerekiyor. Tahsili tamamen imkânsız hale gelen alacaklar ise “değersiz alacak” kapsamında doğrudan gider yazılabiliyor. İş dünyası temsilcileri, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından bu süreçlerin ekonomik açıdan sürdürülebilir olmadığını değerlendiriyor.

25 bin TL sınırı yetersiz bulunuyor

Vergi mevzuatına göre 25 bin TL’ye kadar olan bazı alacaklar dava veya icra şartı aranmadan gider yazılabiliyor. Ancak yüksek enflasyon ortamında söz konusu limitin güncel ticari hayatın gerisinde kaldığı ifade ediliyor.

Özellikle daha yüksek tutarlı alacaklarda dava harçları, avukatlık ücretleri ve uzun yargı süreçleri nedeniyle hukuki takip çoğu zaman ekonomik bulunmuyor. Bu nedenle birçok işletme tahsil edemediği alacaklarını mali kayıtlarda taşımaya devam ediyor.

Uzmanlara göre bir başka sorun da ticari ilişkilerin korunması amacıyla işletmelerin dava yoluna gitmek istememesi. Bu durumda tahsilat yapılamasa bile alacaklar giderleştirilemiyor ve şirketler vergi yükünü taşımayı sürdürüyor.

KDV yükü finansman baskısını artırıyor

Tahsil edilemeyen alacakların içerisinde Katma Değer Vergisi (KDV) de yer alıyor. Mevcut mevzuat, “değersiz alacak” niteliği kazanan alacaklara ait KDV’nin indirim konusu yapılmasına izin verirken, “şüpheli alacak” kapsamındaki KDV için aynı imkân tanınmıyor.

İş dünyası temsilcileri, özellikle nakit akışının bozulduğu dönemlerde tahsil edilmeyen KDV’nin işletmeler üzerinde ciddi finansman baskısı oluşturduğunu belirtiyor. Bu nedenle şüpheli alacaklara ait KDV’nin de indirim konusu yapılmasına yönelik düzenleme talepleri yeniden gündeme geliyor.

Ticari hayatın gerçekleriyle uyum tartışılıyor

Uzmanlar, tahsil edilemeyen alacaklara yönelik daha esnek düzenlemelerin hem işletmelerin finansman yükünü azaltacağını hem de vergi sisteminin ticari hayatın gerçekleriyle daha uyumlu hale gelmesini sağlayacağını değerlendiriyor.

Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde tahsilat riskinin arttığına dikkat çeken ekonomi çevreleri, mevcut sistemin şirket bilançoları üzerinde ek baskı oluşturduğunu belirtiyor. İşletmelerin nakit akışlarını koruyabilmesi için şüpheli alacak uygulamalarında limit artışı ve süreç kolaylığı beklentisi öne çıkıyor.