Şanlıurfa’da son birkaç gündür gökyüzü değil, adeta şehrin kaderi griye boyandı. "GAP’ın Başkenti", "Turizmin Lokomotifi" diyoruz ama ufacık bir doğa olayı olan sis karşısında koca bir şehrin dünyaya açılan kapısı kapanıyor.
Ben İstanbul’da yaşayan bir Urfalıyım. Memleket hasretini, o havasını, suyunu her fırsatta solumaya çalışırım. Ancak bu kez gelişim sadece hasret gidermek değil, gönlümüzdeki o çok özel kişinin doğum gününü kutlamaktı. Planlar Urfa üzerineydi, ama nasip Adıyaman’a düştü.
Biz Urfalılar; toprağın suya hasretini iyi biliriz. Eskiden bu kadim topraklarda büyüklerimiz "yağmur duasına" çıkardı. Şimdi ise bizler teknoloji çağında elimizde telefon, havayolu aplikasyonlarında "sis dağılsın, uçak inebilsin duasına" çıkıyoruz. Eskiden bereket beklediğimiz gökyüzünden şimdi sadece uçağımızın inmesini dilenir hale geldik.
Gelelim işin mutfağına... Bu havalimanını, bölgenin meteorolojik verilerine bakmadan, sisin adeta "karargah kurduğu" bu ovaya konduran o günkü yetkililere ne demeli?
Bir havalimanı inşa edilirken sadece "arazi düz, beton dökelim" denmez. Rüzgarına, nemine, sis istatistiğine bakılır. Bizimkiler gitmiş, sanki özel olarak seçmiş gibi sisin en yoğun olduğu noktayı bulmuş. Bugün yaşanan bu keşmekeşin temeli, o günkü karar vericilerin bu öngörüsüzlüğüyle atıldı. Şanlıurfa, o günkü yer seçimi hatasının faturasını bugün Adıyaman yollarında rezil rüsva olarak ödüyor.
Uçaklar Urfa’ya inemiyor ama hemen yanı başımızdaki Adıyaman tıkır tıkır çalışıyor. Sebebi çok basit: Adıyaman Havalimanı bizden daha üstün bir teknolojiye sahip olduğu için değil, doğru bir lokasyonda, daha yüksek bir rakımda olduğu için şanslı. Bizim havalimanı ovanın ortasında sis hapsindeyken, Adıyaman coğrafi avantajını konuşturuyor. Biz ise dünyanın en uzun pistlerinden birine sahip olmakla övünüp, o pistte sadece rüzgarın esişini izliyoruz.
Dediğim gibi, bu kez geliş amacım özeldi. İstanbul’dan büyük bir heyecanla yola çıktım. Hedef Urfa, ama nasip Adıyaman!
Dönerken de durum aynı... Yine Adıyaman yolları göründü. Aslında THY yetkililerine bir sır vereyim: Eğer uçuşu komple iptal etselerdi hiç kızmazdım, hatta işime bile gelirdi! O "özel kişiyle" Urfa’da birkaç saat daha fazla geçirmek, sisin bana tek kıyağı olurdu. Ama onlar sağ olsun, bizi perişan etme pahasına da olsa o otobüslere bindirip komşu illere taşımayı "hizmet" sanıyorlar.
Havalimanımızdaki CAT II sistemi, Urfa’nın o meşhur yoğun sisi karşısında beyaz bayrak çekiyor. Madem yer seçimi hatalı, madem burası sis topluyor; o zaman o hatayı telafi edecek teknolojiyi (CAT III) buraya getirmek zorundasınız. İstanbul’da uçaklar 50 metre görüşte "tık" diye inerken, 2.5 milyonluk Urfa halkını her kış Adıyaman yollarına mahkum etmek bu şehrin ayıbı değil, bu sistemi buraya layık görenlerin ayıbıdır.
Son söz: Urfa halkı artık masal değil, çözüm bekliyor. Ya o pisti sisle baş edebilecek teknolojiye kavuşturun ya da bizi her kış "sabır" sınavına sokmaktan vazgeçin. Zira bizim sabrımız, o sisten çok daha çabuk dağılıyor!