Dostlar, bugün gelin hep beraber modern finansın ve temel fizik kurallarının Türkiye sınırlarına girdiğinde nasıl birer "etkisiz elemana" dönüştüğünü, elimizde anahtarlıkla nasıl birer Wall Street kurduna evrildiğimizi konuşalım. Normal şartlarda dünyanın neresine giderseniz gidin, ekonomi profesörleri size amortisman denilen o sevimsiz kavramdan bahseder. Amerika’da bir vatandaş, bayiden sıfır kilometre bir Ford F-150 alıp ana caddeye çıktığı anda aracın değerinin yaklaşık yüzde 20’sinin rüzgarla birlikte uçup gittiğini bilir. Almanlar için bir araba, showroomdan çıktığı an "ikinci el" damgasını yiyen ve her kilometrede bir Euro eriyen bir metal yığınıdır. Hatta Japonya’da Shaken denilen o meşhur muayene sistemi yüzünden, belli bir yaşı geçmiş taş gibi arabalar masraf kapısı olarak görülüp neredeyse hurda fiyatına başka ülkelere postalanır. Ancak biz, yedi düvelin "eskiyince değeri düşer" dediği o tekerlekli metal kutuları alıp, üzerine bir de enflasyon sosu dökerek onları dünyanın en kârlı ve en mantıksız yatırım aracına dönüştürmeyi başardık. Bizim coğrafyamızda bir arabanın kilometresinin artması onun değerini düşürmez; aksine ona bir yaşanmışlık primi ve olgunluk zammı ekler.

Dünyanın geri kalanı otomobili bir yerden bir yere gitme aracı olarak görürken, biz onu dört tekerlekli darphane olarak konumlandırdık. Küba’da insanlar ambargo yüzünden 1950 model Chevrolet’leri çaresizlikten ve mecburiyetten yürütürken, bizde 2000 model bir kuş serisi aracın fiyatının her sabah borsa endeksi gibi güncellenmesi tamamen bir vizyon meselesidir.

Bir Amerikalıya, senin on yaşındaki araban geçen senekinden daha pahalı derseniz size muhtemelen psikiyatrist randevusu alır; ama bir Türk’e bunu söylerseniz size gururla piyasayı biz belirliyoruz diyecektir. Artık otomobil ilan siteleri bizim için birer alışveriş mecrası değil, doğrudan birer Bloomberg terminalidir. İlan başlıklarındaki doktordan titiz kullanılmış ve yatırım tavsiyesidir ibareleri, aslında bize küresel finansın yeni merkezinin artık New York değil, İkitelli Sanayi Sitesi olduğunu haykırıyor. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki, artık birine arabanın kaportasında ufak bir çizik var demek, banka hesabından elli bin lira buharlaştı demekle eşdeğer bir yas havası yaratıyor. O çizik artık kozmetik bir sorun değil, portföy yönetimindeki stratejik bir hatadır.

Fizikçiler termodinamiğin ikinci yasası uyarınca evrendeki düzensizliğin arttığını ve her şeyin nihayetinde yok olmaya mahkum olduğunu savunadursunlar; bizim ikinci el piyasasında entropi bile tersine işliyor. Motoru rektifiye isteyen ve egzozundan "beni bırakın öleyim" diye dumanlar çıkaran bir araç, ilana koyulduğu an adeta bir Anka kuşu gibi küllerinden daha yüksek bir fiyat etiketiyle doğuyor. Batı dünyasında bir genç ilk arabasını alırken güvenli mi diye bakarken; bizim gencimiz parçası bakkalda bulunur mu ve yarın satsam üzerine ne koyarım diye makroekonomik simülasyonlar yapıyor. Evlilik tekliflerinde tektaş pırlantanın yanına full depo vaadi eklenmesi an meselesi. Zira o pırlantayı bozdurmaya kalksanız değer kaybeder ama o kışlık lastiklerin gelecek kış yaratacağı katma değer, kripto paraları bile kıskandıracak cinsten. Sonuç olarak Türkiye’de araba sahibi olmak sadece bir ulaşım tercihi değil, aynı zamanda bir hayatta kalma güdüsüdür. Kapınızın önündeki o yürüyen teneke aslında sizi işe götüren bir araçtan ziyade, enflasyon canavarına karşı salladığınız en keskin kılıcınızdır. Kilometre saatiniz her arttığında zenginleştiğiniz tek ülke burası; kıymetini bilin ve vitesi asla boşa almayın.