Ramazan ayı kapıda; kalplerin yumuşaması, nefislerin terbiye edilmesi ve en önemlisi "yokluğun" halinden anlamak için tutulan o kutsal oruçların gölgesi üzerimize düşmeye başladı. Ancak her yıl olduğu gibi bu yıl da ibadetin özüyle, modern zamanın sunduğu şatafat arasındaki uçurum derinleşiyor. Oruç, kelime anlamıyla ve ruhuyla bir empati köprüsü kurmak, aç kalanın derdini iliklerinde hissetmek değil midir? Eğer öyleyse, bugün önümüze konulan "iftar manzaraları" bu köprünün neresinde duruyor?
Meslek hayatım boyunca devletin imkanlarını, sanki babasının tapulu malıymış gibi iftar sofralarında cömertçe(!) harcayan hiçbir yetkilinin davetine icabet etmedim, etmeyeceğim de. Yıllar önce bir ilimizin valisi medya mensuplarına iftar veriyordu. Özel kalemi beni aradığında verdiğim cevap bugünkü duruşumun da özetidir: "Sayın Vali bu iftarın faturasını kendi cebinden ödüyorsa memnuniyetle gelirim. Hatta bir sonraki akşam da ben onu evimde ağırlamak isterim." Bu tavrım sonrası o şaşaalı program iptal edilmiş, Vali Bey ile birbirimizin evinde, mütevazı sofralarda gerçek birer misafir olmuştuk. Devletin kasası, bürokratın "itibar" gösterisi yapacağı bir ikram fonu değildir. O kasada tüyü bitmemiş yetimin, evine ekmek götüremeyen babanın, annenin hakkı vardır. Bu yüzden, protokol masalarının o soğuk ve halktan kopuk havası yerine, belediye çadırlarında halkla yan yana kaşıkladığım çorbanın lezzetini hiçbir şeye değişmem. Orada sadece karın doymaz, orada "biz" olunur.
Öte yandan, lüks otellerin ve Boğaz manzaralı mekanların sunduğu o akılalmaz rakamlara ne demeli? İstanbul’da 2026 yılı iftar menüleri açıklandı: Kişi başı 7 bin 800 lira! Dört kişilik bir ailenin bir akşamlık yemek bedeli, bugün milyonlarca insanın bir ay boyunca geçinmeye çalıştığı asgari ücreti geride bırakıyor. İnsaf demek yetmiyor, idrak gerekiyor. Masada kuş sütünün eksik olmadığı, israfın zirve yaptığı, tabakların yarısının çöpe gittiği bir ortamda açılan orucun, İslam’ın "komşusu açken tok yatan bizden değildir" düsturuyla uzaktan yakından bir alakası olabilir mi? 7 bin 800 liraya bir akşamlık keyif sürenler, o parayla kaç ailenin mutfağına bayram havası getirebileceğini hiç düşünüyor mu?
Tam bu satırları karalarken önüme Reuters terminalinden bir haber düşüyor; UNICEF’in 2026 raporu. Dünyada 200 milyondan fazla çocuk insani yardıma muhtaç, açlık ve çatışmaların pençesinde hayata tutunmaya çalışıyor. Bir yanda bir lokma ekmeğe hasret milyonlarca çocuk, diğer yanda tek bir akşam yemeğine servet döken "modern" dindarlar ve "itibar" sevdalısı bürokratlar... Ramazan, lüks otellerin zengin menülerinde değil, paylaşmanın asaletinde gizlidir. Eğer bu ay bizi, bir başkasının mahrumiyetini kendi kalbimizde hissetmeye sevk etmeyecekse, tuttuğumuz sadece kuru bir açlıktan ibaret kalacaktır. Gelin bu yıl sofralarımızı değil, gönüllerimizi büyütelim; çünkü gerçek iftar, bir yetimin yüzündeki tebessümde saklıdır.