Dün gece dünya, sadece Orta Doğu’nun değil, küresel finans sisteminin de üzerine kâbus gibi çöken bir haberle uyandı. İran dini lideri Hamaney’e yönelik suikast, bölgedeki tüm denklemleri altüst ederken, Meşhed’deki İmam Rıza Türbesi’nin kubbesine çekilen o meşhur "intikam bayrağı", sadece askeri bir mesaj değil; aynı zamanda piyasalar için de bir "fırtına öncesi sessizlik" uyarısıdır.

Peki, bu gelişme bizim "kalbimiz" olan Borsa İstanbul’a nasıl yansır? Gelin, rasyonel bir soğukkanlılıkla ama durumun vahametini göz ardı etmeden analiz edelim.

Piyasalar belirsizliği sevmez, ama "topyekün savaş" ihtimalini hiç sevmez. Pazartesi sabahı seans açılışında ekranlarda göreceğimiz ilk şey, panik satışı ve nakde geçiş eğilimi olacaktır. Yatırımcının "risk iştahı" bir anda buharlaşırken, sermayenin BIST 100’den hızla çıkıp altın, dolar ve kısa vadeli tahviller gibi güvenli limanlara sığındığını göreceğiz. Endekste "devre kesicilerin" çalışması, bu boyutta bir haberin ardından neredeyse kaçınılmazdır.

İran, küresel enerji koridorunun en kritik kapılarından biri. Bölgede çıkacak bir kıvılcım, petrol fiyatlarını 100 dolar bandının üzerine fırlatma potansiyeline sahip. Türkiye gibi enerji ithalatçısı bir ülke için bu durum, cari açığın artması ve enflasyonist baskının derinleşmesi demektir. Bu da Borsa’da özellikle havacılık ve ulaştırma sektörlerini (THY, Pegasus gibi) yüksek yakıt maliyetleri ve hava sahası riskleri nedeniyle doğrudan baskı altında bırakacaktır.

Piyasanın genelinde bir çöküş yaşanırken, bu tür kriz anlarında negatiften pozitif ayrışabilen nadir sektörlerden biri savunma sanayiidir. Bölgedeki askeri hareketlilik ve Türkiye’nin stratejik konumu, yerli savunma şirketlerine (ASELSAN gibi) olan ilgiyi diri tutabilir. Ancak unutulmamalıdır ki; genel piyasa yangınında "bazı ağaçların yeşil kalması" endeksi kurtarmaya yetmez.

İran’ın ilan ettiği 40 günlük yas ve "pişman etme" söylemi, gerginliğin zamana yayılacağını gösteriyor. Borsa için en kötü senaryo, bu sürecin bir yıpratma savaşına dönüşmesidir. Yatırımcı, önümüzdeki 40 gün boyunca her an gelebilecek bir misilleme haberinin gölgesinde işlem yapacaktır. Bu da volatiliteyi (oynaklığı) zirveye taşıyacak, teknik analizleri ve bilanço beklentilerini anlamsız kılacaktır. Artık pivot seviyeler değil, diplomatik açıklamalar ana belirleyici olacaktır.

Borsa İstanbul, coğrafi kaderi gereği bu tür şoklara "bağışıklığı" olan bir piyasa olsa da, bu kez karşımızdaki olay bir sınır tacizi değil, bölgesel bir kırılmadır. Yatırımcılar için şu an en büyük düşman ekranlardaki kırmızı renk değil, kontrol edilemeyen duygulardır.

Unutmayın; savaş tamtamları çalarken finansal kararlar almak, fırtınada yön bulmaya benzer. Önümüzdeki günler, sadece İran’ın değil, Türk yatırımcısının da sabır ve strateji sınavı olacaktır.