Yaz geldi, mangallar yakıldı, sofralar kuruldu, millet iki lokma kanat yiyip yaz akşamına biraz neşe katmak istedi. Fakat memlekette neşe bile artık kilogramla satılıyor. Hem de öyle böyle değil; tavuk kanadı sanki kümesten değil, özel jetle Miami’den gelmiş gibi etiketleniyor.

Bugün ızgaralık kanadın kilosu 450 lira. Evet, yanlış okumadınız. Kanat bu. Uçak kanadı değil, tavuk kanadı. Üstelik bütün tavuğun kilosu 130 lira civarındayken, aynı hayvanın kanadı tezgâha ayrı konulunca fiyat bir anda lüks restoran menüsüne terfi ediyor. Demek ki mesele tavukta değil, parçalanınca üzerine yüklenen hayali itibarda.

Bir bütün tavuk düşünün. Kümeste sıradan bir canlı. Kasabın bıçağı değdiği anda içinden ekonomi mucizesi çıkıyor. Kanadı başka fiyata, pirzolası başka fiyata, bageti başka fiyata satılıyor. Sanki tavuk kesilmemiş de parça parça halka arz edilmiş. Kanat ayrı tahtada, pirzola ayrı tahtada işlem görüyor. Vatandaş da borsacı gibi tezgâhın önünde grafik izliyor.

İlkbaharda kilosu 220 lira olan ızgaralık kanadın bugün 450 liraya çıkması, piyasa şartı diye anlatılamaz. Bu, olsa olsa mangal dumanına saklanmış fırsatçılıktır. Akaryakıt uçmamış, yem maliyeti patlamamış, enerji ya da işçilik kaleminde fiyatı ikiye katlayacak olağanüstü bir tablo oluşmamış. Ama ne olmuş? Hava ısınmış. Millet mangal yapacak. İşte bazıları için bütün ekonomik teori burada başlıyor ve burada bitiyor.

Talep arttı mı? Etiketi şişir. Vatandaş alışkanlığından vazgeçmez mi? Biraz daha bindir. Yaz akşamında çocuklar kanat ister mi? O zaman fırsatın adını sezon koy. Piyasanın bazı aktörleri belli ki arz-talep dengesini değil, vatandaşın zaaf haritasını çalışmış.

Bu ülkede fırsatçılık artık neredeyse mevsimsel bir takvimle işliyor. Kışın kombi, yazın klima, bayramda baklava, okul açılırken defter, mangal sezonunda tavuk. Takvim yaprakları değişiyor, ama vatandaşın cebine uzanan elin refleksi hiç değişmiyor. Her sezonun bir bahanesi, her bahanenin bir etiketi, her etiketin de “maliyet arttı” diye başlayan ezber bir savunması var.

Oysa burada maliyetten çok iştah artmış görünüyor. Üretici ile tüketici arasındaki zincirde kimin hangi aşamada fiyatı şişirdiği açıkça ortaya konulmalı. Çünkü bu zincir artık gıda tedarik zincirinden çok, vatandaşın sabrını ölçen bir işkence aparatına benziyor. Ürün kümesten çıkıyor, tezgâha gelene kadar sanki üç ülke dolaşıyor, gümrük ödüyor, üniversite bitiriyor, yüksek lisans yapıyor.

Bir de işin kara mizah tarafı var. Eskiden mangal deyince akla aile, piknik, sohbet, duman ve köz gelirdi. Şimdi önce hesap makinesi geliyor. “Kaç kilo kanat alalım?” sorusu yerini “Krediyi kaç ay vadeye bölelim?” sorusuna bırakmış durumda. Yakında kasaplar ürünlerin yanına fiyat etiketi değil, ödeme planı koyarsa kimse şaşırmasın. “Izgaralık kanat, 12 taksit, ilk ay ödemesiz” kampanyası bu gidişle yazın en sıcak fırsatı olabilir.

Mangal kömürünün kilosunun 150 liraya çıkması da tabloyu tamamlıyor. Vatandaş eti pahalı bulup kömüre bakıyor, kömür de ayrı bir hayat dersi veriyor. Standart sac mangal 1500 liraya, masa-sandalye seti 4.500 liraya dayanmış. Yani artık pikniğe gitmek için doğayı sevmek yetmiyor; küçük çaplı yatırımcı olmak gerekiyor.

Burada mesele yalnızca tavuk kanadı değil. Mesele, fırsatçılığın bu kadar rahat nefes alabilmesi. Mesele, toplumun en basit tüketim alışkanlıklarının bile bazıları tarafından av sahası gibi görülmesi. Mesele, yaz geldi diye vatandaşın sofrasına göz dikilmesi.

Elbette piyasa ekonomisi var. Elbette arz-talep dengesi var. Elbette maliyet hesabı yapılır. Ama piyasa ekonomisi, fırsatçının vicdan boşluğunu doldurmak için icat edilmedi. Talep arttı diye etiketi şişirmek serbest piyasa değil, serbest vicdansızlıktır.

Hele ki temel gıda ürünlerinde bu tablo daha da rahatsız edici. Tavuk, kırmızı ete ulaşamayan milyonlarca insan için daha erişilebilir bir protein kaynağıydı. Şimdi o da mangal sezonu bahanesiyle lüks tüketim sınıfına doğru itiliyor. Vatandaşın sofrasındaki son makul seçeneklerden biri de “mevsimsel talep” kılıfıyla yukarı çekiliyor.

Bu yüzden denetim yalnızca göstermelik olmamalı. Tezgâhtaki etiket değişimiyle yetinilmemeli. Üreticiden toptancıya, toptancıdan perakendeciye kadar fiyatın nerede, kim tarafından, hangi gerekçeyle yükseltildiği tek tek ortaya konulmalı. Aksi halde herkes birbirini işaret eder, vatandaş da yine kasada yalnız kalır.

Kasap toptancıyı gösteriyor. Toptancı maliyeti gösteriyor. Aracı piyasayı gösteriyor. Piyasa talebi gösteriyor. Sonunda herkes bir yere parmak uzatıyor ama fatura yine vatandaşın cebine kesiliyor. Bu ülkede suçlu arandığında hep görünmez bir el bulunuyor; fakat o el nedense hep tüketicinin cüzdanının içinde yakalanıyor.

Yaz aylarında mangal kültürü elbette canlanır. İnsanlar açık havaya çıkar, aileleriyle sofraya oturur, çocuklarına bir parça kanat uzatmak ister. Bunun adı lüks değil, gündelik hayatın küçük mutluluğudur. Fakat bazıları bu küçük mutluluğu bile fırsata çevirmeyi başarıyor.

Sonuçta tavuk kanadı gerçekten kanatlandı. Ama uçan tavuk değil, fiyat oldu. Vatandaş ise dumanın başında kaldı. Köz yanıyor, et pişiyor, hesap kabarıyor. Sofrada herkes aynı soruyu soruyor:

Bu mangalda tavuk mu pişiyor, yoksa vatandaşın sabrı mı?