Düzce’den gelen son haberleri okuyunca, manav tezgahlarının artık birer meyve satış noktası değil de, sanki Kapalıçarşı’nın kuyumcu dükkanlarına dönüştüğünü üzülerek ve biraz da kahkahalarla fark ettim. Eskiden “Bir kilo erik verir misin?” derdik, şimdi herhalde “Efendim, şu 24 ayar Singapur menşeli eriğe bir ekspertiz raporu alabilir miyiz?” noktasına geldik. Düşünsenize, üç tane erik 750 TL, beş tane kiraz bin TL! Bu fiyatlar kış olduğu için ayrıca bir "soğuk duş" etkisi yaratıyor ama meselenin derinliği sadece mevsimsel değil, bildiğiniz sosyolojik bir dram.
Ben bekarım. Bunu özellikle söylüyorum. Çünkü bu tabloda bekar olmak bir avantaj mı, dezavantaj mı hâlâ çözebilmiş değilim. Kimse bana “canım çekti” demiyor, bu doğru. Ama kimse de “birlikte alalım” demiyor. Yani hem duygusal hem ekonomik olarak tek başımayım. Bir akşam ansızın canım erik çekse, cüzdanımla vicdanım arasında çıkacak kavgayı kimse ayıramaz. Evli olsan, eşin aşerse, o 750 lirayı verirken en azından "Vatan sağ olsun, çocuk sağ olsun" dersin; peki ben o tek başıma yiyeceğim eriğin 250 liralık tek bir ısırığını kime açıklayacağım? Kendi kendime “Afiyet olsun şampiyon, yine ekonomiyi tek başına sırtladın” mı diyeceğim?
Singapur’dan gelen o meyvelerin pasaportu, vizesi, lojistik maliyeti derken belli ki havayolu şirketlerinin business class koltuklarında seyahat etmişler. Manav Seyfi Bey, "Tanesi 250 liraya geliyor" diyor. Şaka gibi ama gerçek; bir erik yediğinizde aslında altın yutmuş gibi oluyorsunuz. Midede sindirilmesi bile insana suçluluk verir. O eriği çiğnerken "Acaba bunu yutmasam da koleksiyonluk mu saklasam?" diye düşünür insan. Hele o karpuzlar... Kilosu 150 lira, tanesi bin lira! Yazın yüzüne bakmadığımız, çekirdeğini fırlattığımız karpuz, kışın gelince kendini asilzade sanmaya başlamış.
Asıl düşündürücü olan ise, bu fiyatlara rağmen talebin patlaması. Demek ki ülkede "aşermek" artık sadece biyolojik bir ihtiyaç değil, ciddi bir yatırım stratejisi haline gelmiş. Eskiden "aşeriyorum" diyene turşu uzatılırdı, şimdi herhalde banka dekontu ya da ihtiyaç kredisi başvurusu uzatılıyor. Tabii bu fiyatlar kış olduğu için böyle, bahar gelince ucuzlar diyoruz ama o zamana kadar bu meyveleri yiyenlerin midesi değil, direkt banka hesapları sindiriliyor. Bekar bir adam olarak bu manzaraya bakınca, "İyi ki kimse benden gece yarısı Singapur eriği istemiyor" diye şükretmekle, "Bir eriği bile bölüşecek kimsem yok" diye hüzünlenmek arasında gidip geliyorum. Sanırım en iyisi, yazın o 10 liralık karpuzun kıymetini bilip, kışın manavın önünden geçerken kafayı başka yöne çevirmek. Yoksa bu gidişle kışın meyve tabağı hazırlamak, düğün takısı takmaktan daha maliyetli bir tören haline gelecek.