Geleneksel ticaretin kurallarının dijital dünyada yeniden yazıldığı, gümrük duvarlarının sanal evrende hızla yükseldiği oldukça kritik bir dönemeçten geçiyoruz. Son yıllarda Temu, Shein ve benzeri Çin menşeli platformların sunduğu "inanılmaz ucuz" ürünler, özellikle yüksek enflasyonla mücadele eden ve alım gücü daralan Türk vatandaşı için adeta bir nefes alanı haline gelmişti. Ancak 1 Şubat 2026 itibarıyla bu açık kapı, hem yerli üretimi koruma hem de halk sağlığı gerekçeleriyle büyük ölçüde daralıyor. Aslında bu durum sadece Türkiye’ye özgü bir hamle değil; ABD ve Çin arasında süregelen küresel ticaret savaşlarının e-ticaret cephesine sıçramış halidir. Avrupa Birliği’nin 2026’da tüm muafiyetleri kaldırma planına karşılık Türkiye, 1 Şubat’ta yürürlüğe girecek düzenlemeyle elini çabuk tutarak 30 Euro’luk gümrüksüz işlem sınırını kaldırıyor.

Bu stratejik kararın arkasında yatan en güçlü gerekçe hiç kuşkusuz ürün güvenliği ve kamu sağlığıdır. Ticaret Bakanlığı’nın denetlediği sınır ötesi ürünlerin yüzde 81’inde uygunsuzluk tespit edilmesi, özellikle çocuk oyuncaklarından tekstile kadar birçok üründe toksik ve kanserojen maddelere rastlanması ihmal edilemeyecek bir tehdittir. Bununla birlikte, günlük 150 bin paketin girdiği bir pazarda yerli üreticinin bu kontrolsüz maliyet baskısıyla rekabet etmesi imkansız hale gelmişti. 250 milyar liralık e-ithalat hacmi, bir bakıma yerli esnafın payından eksilen, istihdamı ve yatırımı tehdit eden bir tabloyu önümüze koyuyordu. Dolayısıyla devletin iç pazarı koruma refleksi makroekonomik açıdan oldukça rasyonel bir temele dayanıyor.

Ancak madalyonun diğer yüzünde, hayat pahalılığı gerçeğiyle yüzleşen vatandaşın durumu duruyor. Vatandaşın sınır ötesi platformlara yönelmesinin temel sebebi bir lüks değil, aynı ürünü içerideki fiyatların çok daha altına temin edebilme çabasıydı. Şimdi bu ucuz alternatifin gümrük duvarlarıyla kısıtlanması, beraberinde ciddi bir riski getiriyor: İç piyasadaki fiyatların "rekabet bitti" düşüncesiyle daha da yukarı çekilmesi. Yerli üreticiyi ve esnafı korumak için atılan bu adım, eğer içerideki fahiş fiyat artışları ve fırsatçılıkla mücadele edilmezse, vatandaşın omuzundaki yükü daha da ağırlaştıracaktır.

Özetle, korumacı politikalar bir dünya trendi haline gelmiş olsa da, bu sürecin başarısı sadece gümrük kapılarını sıkılaştırmakla ölçülemez. Devletin bir yandan gümrük denetimlerini artırırken, diğer yandan iç pazardaki fiyat istikrarını ve etiket denetimlerini en az o kadar sert bir şekilde uygulaması şarttır. Vatandaşı sağlıksız ve kalitesiz üründen korurken, aynı zamanda makul fiyatlı ürüne erişim hakkını da güvence altına alacak bir denge mekanizması kurulmalıdır. 1 Şubat sonrası dönem, sadece gümrük memurlarının değil, piyasa denetçilerinin de en yoğun mesai harcayacağı dönem olmak zorundadır.