İktisadın en sevimli teorisi 1926'da bir çorap araştırmasından doğdu. Wharton'lı George Taylor'a atfedilen etek boyu endeksine göre borsa yükselirken etekler kısalır, çünkü ipek çorap alabilen onu göstermek ister. Borsa düşünce etekler uzar, çünkü çorap alamayan bunu kimseye belli etmek istemez. Kulağa şaka gibi geliyor ama finans dünyası yüz yıldır bu şakayı ciddiyetle tekrar ediyor.
İşin asıl güzel tarafı sonradan ortaya çıktı. Rotterdam'daki Erasmus Üniversitesi'nden iki araştırmacı 1921'den 2009'a kadar moda dergilerini tek tek taradı ve ilişkinin gerçek olduğunu, yalnız ters yönde çalıştığını buldu. Etek boyu ekonomiyi öngörmüyor, yaklaşık üç yıl geriden takip ediyordu. Yani elimizde geleceği değil geçmişi gösteren, olan bittikten sonra "ben demiştim" diyen bir gösterge var. Bu tarifi okuyunca aklıma moda dergileri gelmedi, bizim denetim düzenimiz geldi.
Türkçe bu endeksi kumaşa ihtiyaç duymadan, üç deyimle çoktan kurmuş zaten. Etekleri zil çalmak, etekleri tutuşmak ve eteğindeki taşları dökmek. Son beş ayın özeti bu üç deyimin sırayla yaşanmasından ibaret.
11 Mayıs'ta BIST 100 tarihi zirvesini gördüğünde etekler zil çalıyordu. Getiri tabloları elden ele dolaşıyor, sıralamanın tepesindeki fonlar sofralarda maç skoru gibi konuşuluyordu. Kimse o getirinin nereden geldiğini sormuyordu, çünkü zil çalarken soru sormak ayıp sayılır. Pazarda domatesi tek tek seçen bizler, birikimimizi emanet ettiğimiz fonun içinde ne olduğuna bir kez bile bakmadık.
Burada bir parantez açmak zorundayım, çünkü bu hikâyede "kimse görmedi" cümlesi doğru değil. Endeks24'te defalarca yazdık. Ortada ne bir haber ne bir bilanço ne de bir sipariş varken günlerce tavan yapan hisseleri sorduk. Getirisi akla sığmayan fonların içinde neden hep aynı birkaç sığ hissenin durduğunu sorduk. Durduk yere tavan olmaz dedik, her tavanın bir sahibi vardır dedik. Kimseye dinletemedik. Zil çalarken yapılan uyarı, düğün salonunda çalan yangın alarmına benzer. Herkes duyar, kimse kalkmaz, biri gidip orkestranın sesini biraz daha açar. Gazetecinin en sevmediği cümle "biz demiştik" cümlesidir. Haklı çıkmanın tadı da yok, çünkü haklı çıktığımız gün yüz binlerce insanın parası içeride kaldı.
17 Eylül'de zil sustu. SPK yedi portföy şirketinin 131 fonunu işleme kapattı. İçeride yaklaşık 890 milyar lira ve 455 bini aşkın yatırımcı kaldı. BIST 100 eylülü yüzde 16,65 kayıpla, 2008'den bu yana en sert aylık düşüşle kapattı. Bloomberg'in hesabına göre piyasa değerinden 100 milyar dolar silindi. Endeks 6 Ekim'i 12.374 puanda tamamladı, mayıstaki zirvesinin beşte birinden fazlası artık yok. Etekler tutuştu ve bu kez söndürecek su da fonun içinde kilitliydi.
Bu krizin en iyi esprisini kimse yazmadı, mevzuat yazdı. Adı serbest fon olan üründe serbest kalan tek şey fonun kendisiydi, yatırımcı içeride kaldı. Likit sanılan fonların ne kadar likit olduğunu da sinema salonundaki acil çıkış kapısı gibi öğrendik. Kapı herkes yerinde otururken geniştir, herkes aynı anda koşunca daralır.
Sonra üçüncü deyimin sırası geldi. Soruşturmada 217 şüpheli var, Adalet Bakanı 41 hissede manipülasyon tespit edildiğini açıkladı. Milyonlarca işlemi yapay zekâ destekli sistemlerin taradığı söyleniyor. Kimin suçlu olduğuna elbette yargı karar verecek, o hüküm verilene kadar herkes masumdur. Ama küçük yatırımcının masum bir sorusu var. Yapay zekâ eylülde mi icat edildi? Endeks24 gibi iki yıllık bir sitenin çıplak gözle görüp yazdığını, milyonlarca işlemi tarayabilen sistemler etekler zil çalarken neden görmedi? SPK'nın 2025 boyunca portföy yönetim şirketlerine kestiği ceza sayısı dokuz. İki bini aşkın fonun olduğu bir piyasada bu, mahalle bekçisinin yıl boyunca dokuz kez düdük çalması demek. Ya mahalle çok huzurluydu ya da düdük cepte unutuldu.
Meclis'e 10 maddelik bir kanun teklifi geliyor, kişi başı 1 milyon liraya kadar ödeme konuşuluyor. Mağdurun parasına kavuşması gerekir, buna itiraz eden olmaz. Ne var ki Taylor'ın teorisini hatırlayalım. Etek, çorabın olmadığı görülmesin diye uzatılır. Ödeme takvimi eteği uzatır, çorabı yerine koymaz. Çorabın yerine konması için dökülmesi gereken taşlar belli. Aynı birkaç sığ hissede yoğunlaşan fonların fiyatı yıllarca nasıl sorgulanmadı? Getiri sıralamasını vitrine koyanlar vitrinin arkasına neden bakmadı? Denetim neden hep olaydan sonra geldi?
Bize düşen ders de var ve hafif değil. Enflasyonun erittiği birikimini korumak isteyen insanı yüksek getiriye koştuğu için suçlayamam. Ama mevduatın birkaç katını vaat eden bir ürün gördüğümüzde ilk sorumuz "ne kadar kazandırır" olmaktan çıkmalı, "bu para nereden geliyor" olmalı. Olağanüstü getiri çoğu zaman henüz faturası kesilmemiş olağanüstü risktir.
Etek boyu endeksi Türkiye'de yanlış çalışmıyor, sadece geç çalışıyor. Zil çalarken kimse ölçü almadı, etekler tutuşunca herkes terzi kesildi. Biz yine Ata Can gibi yazarlarımızla konuların derinine ineceğiz ve ekip olarak yine işimizi yapıp yazacağız, yine soracağız, bir sonraki zilde de alarmı çalacağız. Piyasada kısaltması en kolay, uzatması en zor kumaş güvendir ve o kumaş bu sonbaharda maalesef fena kısaldı.