Dünya genelinde 1970’li yıllarda iflas eden ithal ikameci stratejiler, Covid-19 pandemisi ve jeopolitik gerilimlerin ardından "ekonomik güvenlik" adı altında yeniden küresel siyasetin merkezine yerleşti. Batı ekonomilerinde tedarik zincirlerinin yakın coğrafyalara ve dost ülkelere çekilmesi tartışılırken; Hindistan, Brezilya, Çin ve Türkiye gibi ülkeler "yerli ve milli" üretim modelleriyle dışa bağımlılığı azaltmayı hedefliyor. Ancak uzmanlar, bu stratejinin başarıya ulaşması için sadece siyasi iradenin değil, devasa finansal kaynakların ve operasyonel ölçek verimliliğinin şart olduğunu vurguluyor.

Küresel sistemde karşılıklı bağımlılık tartışılıyor

Pandemi sonrası dönemde tedarik zinciri kırılmaları, "en ucuz yerde üretim" anlayışının yerini "en güvenli yerde üretim" modeline bıraktı. Çin’in 2015 yılında ilan ettiği "Made in China 2025" vizyonu, ABD’nin "Önce Amerika" politikası ve Japonya’nın "Ekonomik Güvenliği Geliştirme" yasası bu dönüşümün en somut örnekleri olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkeler için cari açığı düşürme ve ithal enflasyonu dizginleme motivasyonu, bu politikaları stratejik bir zorunluluk haline getirmiş durumda.

Ölçek ekonomisi ve finansal maliyet bariyeri

Kendi kendine yeterlilik hedefinin önündeki en büyük engel, yüksek teknoloji üretiminde 1970’lere oranla çok daha devasa boyutlara ulaşan ölçek sorunudur. Birçok sektörde bir tesisin verimli çalışabilmesi için gerekli olan üretim kapasitesi, ulusal pazar sınırlarını aşarak küresel ölçeğe ihtiyaç duyuyor. Optimum ölçeğin altında kurulan tesislerin üretim maliyetlerinin yüksek kalması, küresel rekabetçiliği imkansız hale getirirken; bu projelerin hayata geçirilmesi için gereken finansal kaynakların büyüklüğü kamu maliyeleri üzerinde baskı oluşturuyor.

Fitch Türkiye'nin kredi notu görünümünü düşürdü
Fitch Türkiye'nin kredi notu görünümünü düşürdü
İçeriği Görüntüle

Kurumsal kapasite ve beşeri sermaye ihtiyacı

Stratejinin kağıt üzerindeki bir söylemden somut bir başarıya dönüşmesi, güçlü bir kurumsal kapasite ve nitelikli iş gücü gerektiriyor. Teknik becerisi yüksek beşeri sermaye ve merkezi kararları sahada uygulayabilecek teknik bürokrasi, kendi kendine yeterlilik politikalarının sürdürülebilirliği için kritik önem taşıyor. Uzmanlar, her alanda bağımsızlık yerine stratejik alanlarda seçici bir yaklaşımın benimsenmesinin rasyonel bir yol haritası olabileceğine dikkat çekiyor.

Küresel korumacılık trendlerini makro projeksiyon setlerimizle incelediğimizde, süreçteki risk ve fırsat dengesi şu şekilde netleşiyor:

ANALİZ:

Ekonomik sistemde neoliberal küreselleşmenin geri çekilmesiyle oluşan boşluk, "stratejik otonomi" arayışıyla doldurulmaktadır. 2026 yılı verileri, özellikle teknoloji ve enerji yoğun sektörlerde dışa bağımlılığı azaltma çabalarının kısa vadede üretim maliyetlerini ve dolayısıyla enflasyonist baskıları yukarı yönlü tetiklediğini göstermektedir. Şirketlerin ölçek ekonomisi yaratma becerisi, sadece yerel teşviklerle değil, bölgesel ticaret bloklarına entegrasyonla mümkündür. 2027 projeksiyonlarımızda, kurumsal kapasitesini ve nitelikli iş gücü arzını bu yeni korumacı dalgaya göre kalibre edemeyen ekonomilerin, yüksek maliyetli ve verimsiz bir üretim yapısına sıkışma riski barındırdığı görülmektedir. Finansal kaynakların rasyonel dağılımı, bu süreçte sistemik risklerin önlenmesi için temel belirleyici olacaktır.

ENDEKS24 ANALİZ MASASI
Küresel korumacılık dalgasında ölçek ekonomisi ve sistemik riskler

Şeffaflık ve Metodoloji Beyanı: Küçük yatırımcıyı koruma ve doğru bilgilendirme misyonumuz kapsamında; bu analiz Endeks24 Analiz ve Araştırma Kurulu denetiminde, rasyonel metodolojilerle hazırlanmıştır. Kurul yapımız ve analiz ilkelerimiz hakkında detaylı bilgi için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.

LİNK : https://www.endeks24.com/analiz-ve-arastirma-kurulu

Yasal Uyarı: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir.