Washington ile Riyad’ın 22 Temmuz 2026’da imzaladığı sivil nükleer iş birliği anlaşması, uranyum zenginleştirmesini açıkça yasaklamadığı için ABD’nin Körfez’deki nükleer politikasında yeni bir tartışma başlattı. Reuters ve Associated Press’e göre 123 Anlaşması, Suudi Arabistan’da zenginleştirme tesisi ihtimalini hukuken açık bırakırken Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının Ek Protokolünü de zorunlu tutmuyor. ABD Başkanı Donald Trump ise 23 Temmuz’da zenginleştirme olmayacağını söyledi ve anlaşmayı Riyad’ın İbrahim Anlaşmaları’na katılması şartına bağladı.
İmzalanan hukuki çerçeve ile Trump’ın ertesi gün açıkladığı siyasi şart aynı şeyi söylemiyor. Bu nedenle asıl belirsizlik, anlaşmanın varlığından çok hangi koşullarla yürürlüğe gireceğinde toplanıyor.
İki gün içinde iki farklı çerçeve
ABD Enerji Bakanı Chris Wright ile Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman’ın imzaladığı anlaşma, Amerikan şirketlerinin krallığın sivil nükleer programında reaktör, teknoloji ve yakıt döngüsü alanlarında yer alabilmesinin hukuki zeminini kuruyor. Reuters’ın 22 Temmuz haberine göre anlaşma zenginleştirme ve kullanılmış yakıtın yeniden işlenmesini yasaklamıyor. Kongre’nin 90 oturum günlük inceleme süresi bulunuyor ve zenginleştirme ayağı için iki yıllık uygulanabilirlik çalışması öngörülüyor.
Trump’ın bir gün sonra yaptığı açıklama ise bu çerçeveyi daralttı. Başkan, malzeme zenginleştirmesi olmayacağını belirterek anlaşmanın onayını Suudi Arabistan’ın İsrail ile normalleşmesini öngören İbrahim Anlaşmaları’na katılmasına bağladı. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt de Riyad’ın bu koşulu yerine getirmemesi halinde anlaşmanın ilerlemeyeceğini söyledi. Suudi yönetimi ise İsrail ile normalleşmeyi uzun süredir Filistin devleti için siyasi bir yol haritasına bağlıyor.
Bu fark, Washington’ın 2009’da Birleşik Arap Emirlikleri ile kurduğu “altın standart” modelden ayrılıyor. Abu Dabi o anlaşmada uranyum zenginleştirme ve kullanılmış yakıtı yeniden işleme faaliyetlerinden vazgeçmişti. Suudi anlaşması ise aynı yasağı başlangıç metnine koymadığı için Kongre’deki yayılmayı önleme tartışmasının merkezine yerleşti. Endeks24’ün anlaşmanın ilk çerçevesini aktardığı haberinde de zenginleştirme, denetim ve Kongre incelemesi üç açık başlık olarak öne çıkmıştı.
Ticari hedef ile yayılmayı önleme çizgisi çatışıyor
Washington açısından anlaşmanın ticari boyutu büyük. Reuters, yaklaşık 30 yıllık çerçevede Westinghouse’un AP1000 reaktörlerinin gündemde olduğunu ve olası projelerin onlarca milyar dolarlık büyüklüğe ulaşabileceğini aktardı. ABD aynı zamanda Riyad’ın Çin veya Rusya teknolojisine yönelmesini sınırlamak istiyor. Suudi Arabistan ise uzun süredir yerli uranyum kaynaklarını kullanmayı ve nükleer yakıt döngüsünün daha büyük bölümünü kendi topraklarında geliştirmeyi hedefliyor.
Tam da bu nedenle zenginleştirme maddesi ticari bir teknik ayrıntı olmaktan çıkıyor. ABD, İran’ın zenginleştirme programını bölgesel güvenlik tehdidi olarak tanımlarken Suudi Arabistan’a aynı teknolojinin kapısını açık bırakırsa nükleer yayılmayı önleme politikasında çifte standart eleştirisiyle karşılaşacak. Kapıyı tamamen kapatması halinde ise Riyad’ın alternatif tedarikçilere yönelme ihtimali güçlenecek. The National’ın 10 Ağustos tarihli değerlendirmesi de bu çıkmazı Washington’ın ticari hedefleri, jeopolitik nüfuzu ve yayılmayı önleme politikası arasındaki temel gerilim olarak ele alıyor.
Mekke savunma paktı Riyad’ın seçeneklerini genişletti
Belirsizlik sürerken Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan 7 Ağustos’ta Mekke’de ortak savunma anlaşması imzaladı. Reuters’a göre taraflar bir ülkeye yönelik saldırıyı diğerlerine yönelik saldırı olarak değerlendirecek. Anlaşma, Riyad’ın Washington’dan koptuğu anlamına gelmiyor ancak güvenlik politikasını farklı ortaklarla çeşitlendirdiğini gösteriyor. Bu gelişme, Trump’ın nükleer iş birliğini İsrail ile normalleşme şartına bağladığı bir dönemde Suudi yönetiminin elindeki stratejik seçenekleri artırıyor.
10 Ağustos itibarıyla açık kaynaklarda görülen tablo, 123 Anlaşması’nın imzalanmış olmasına rağmen nihai çalışma koşullarının kesinleşmediğine işaret ediyor. Kongre incelemesi, zenginleştirme için öngörülen uygulanabilirlik çalışması ve Beyaz Saray’ın sonradan açıkladığı siyasi şartlar aynı dosyada birleşmiş durumda. Washington’ın çözmesi gereken sorun, Suudi Arabistan’ı Amerikan nükleer teknolojisi içinde tutarken İran’a karşı savunduğu yayılmayı önleme çizgisini nasıl koruyacağı.





