Türkiye ekonomisi, 2026 yılına girerken belirlenen enflasyon hedeflerinden ciddi bir sapma sinyaliyle karşı karşıya kaldı. Ekonomi yönetiminin öngörülerine paralel olarak Ocak ayında %4,84, Şubat ayında ise %2,96 oranında gerçekleşen enflasyon verileri, TCMB’nin %16’lık yıl sonu beklentisinin yarısının henüz ilk 60 günde tüketildiğini gösteriyor. Bu durum, yılın geri kalanında hedefe ulaşılabilmesi için aylık enflasyonun %1’in oldukça altında kalması zorunluluğunu doğuruyor.
Küresel piyasalarda yaşanan ABD-İsrail koalisyonunun İran müdahalesi gibi dışsal şoklar, enerji fiyatlarında öngörülemeyen artışları tetikleyerek dezenflasyon sürecini daha da güçleştiriyor. Jeopolitik kırılganlıkların maliyetler üzerindeki baskısı, sanayicinin üretim kalemlerinde zincirleme fiyat artışlarına yol açıyor.
Baskılanmış kur ve ihracat pazarlarındaki kayıp
Uzun süredir devam eden kurları baskılama stratejisi, sanayici ve ihracatçı üzerinde tahripkâr etkiler yaratmaya başladı. İçerideki yüksek enflasyonun yarattığı maliyet artışlarını ihracat fiyatlarına yansıtmak zorunda kalan Türk şirketleri, küresel alıcılar nezdinde rekabetçiliğini yitiriyor. Kendi ülkelerinde düşük ve tek haneli enflasyon olan yabancı müşteriler, Türkiye’deki yüksek enflasyonun kendi ekonomilerine sirayet etmesini istemedikleri için tedarik rotalarını değiştirmeye başladı.
Hindistan ve Çin alternatifi öne çıkıyor
Birçok yabancı alıcı, Türkiye’deki yüksek maliyet ve kur baskısı nedeniyle Türk şirketleriyle ilişkilerini keserek arz açığını Hindistan ve Çin gibi pazarlarla kapatmaya başladı. İhracat pazarlarını kaybetmemek adına bir kısım sanayici, işletme sermayesinden feragat ederek zararına üretim yapsa da bu sürdürülebilir bir politika olmaktan çıkmış durumda. Baskılanmış kur politikasının süresi uzadıkça, Türk sanayisi dış pazarlarda ciddi bir varlık ve yokluk sorunu ile karşı karşıya kalıyor.
ANALİZ:
Türkiye'nin ihracat odaklı büyüme modeli, baskılanmış kur ve yüksek yerel enflasyon arasındaki "makas etkisi" nedeniyle yapısal dirençlerle karşılaşmaktadır. Modellemelerimiz, reel efektif döviz kurundaki aşırı değerlenmenin, sanayicinin birim emek maliyetini dolar bazında rakip ülkelere (Hindistan, Vietnam) göre %25 daha pahalı hale getirdiğini işaret ediyor. Bu durum, sadece bir fiyatlama sorunu değil; Türk sanayisinin küresel değer zincirlerinden kopma riskini (de-coupling) barındıran sistemik bir risk noktasıdır. Sanayicinin işletme sermayesindeki erime, 2027 projeksiyonlarında teknolojik dönüşüm ve yeşil mutabakat uyumu için gereken yatırımların da sekteye uğrayabileceğini göstermektedir.
ENDEKS24 ANALİZ MASASI
İhracat pazarlarında pazar payı kaybı ve kur enflasyon sarmalının sanayiye etkisiŞeffaflık ve Metodoloji Beyanı: Küçük yatırımcıyı koruma ve doğru bilgilendirme misyonumuz kapsamında; bu analiz Endeks24 Analiz ve Araştırma Kurulu denetiminde, rasyonel metodolojilerle hazırlanmıştır. Kurul yapımız ve analiz ilkelerimiz hakkında detaylı bilgi için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.
Yasal Uyarı: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir.





