ABD ile Çin arasındaki ilişkilerde son iki yılın en kritik temaslarından biri olarak görülen Trump-Xi zirvesi, tarafların tam uzlaşmadan uzak ancak kontrollü rekabeti sürdüreceği yeni dönemin işaretlerini verdi. Pekin’de iki gün süren görüşmelerde tarifeler, teknoloji kısıtlamaları, tarım ticareti, havacılık anlaşmaları, kritik mineraller ve stratejik güvenlik başlıkları masaya yatırıldı. Görüşmeler sonunda büyük ölçekli bir ticaret anlaşması açıklanmadı; buna karşın tarafların ekonomik gerilimi yeniden kontrolden çıkarmama konusunda örtülü bir mutabakata vardığı değerlendiriliyor.
Zirve, özellikle geçen yıl yaşanan sert ticaret savaşı sonrası dikkat çekici bir ton değişimine işaret etti. Trump yönetiminin 2025’te Çin mallarına yönelik yüzde 145’e ulaşan tarifeleri küresel tedarik zincirlerinde ciddi baskı yaratmış, Pekin ise buna kritik mineral ihracatını sınırlama tehdidiyle yanıt vermişti. Bu süreç yalnızca iki ülke ekonomisini değil; yarı iletken, otomotiv, savunma sanayi ve enerji dönüşümü zincirlerini de sarsmıştı.
Pekin’deki görüşmelerin ardından ortaya çıkan tablo, Washington ile Pekin’in artık birbirlerini ekonomik olarak geri adım attıracak ölçekte baskılamanın maliyetini daha net gördüğünü ortaya koyuyor. Çin tarafı görüşmeleri “yapıcı stratejik istikrar” olarak tanımlarken, ABD yönetimi özellikle tarım ihracatı ve Boeing satışlarını öne çıkararak zirveyi iç politikada ekonomik kazanım başlığına dönüştürmeye çalıştı.
Trump’ın zirveye Tesla CEO’su Elon Musk ve Nvidia CEO’su Jensen Huang gibi Amerikan teknoloji ve sanayi dünyasının önde gelen isimleriyle gitmesi dikkat çekti. Ancak zirvenin sonunda teknoloji alanında beklenen ilerleme sağlanamadı. Özellikle Nvidia’nın gelişmiş H200 yapay zeka çiplerinin Çin’e satışına ilişkin herhangi bir gevşeme açıklanmadı. Bu durum, Washington’un Çin’in yapay zeka kapasitesini sınırlama stratejisinden geri adım atmadığını gösterdi.
Boeing başlığı ise zirvenin ekonomik açıdan en somut alanlarından biri oldu. Trump, Çin’in yaklaşık 200 Boeing uçağı satın alacağını açıkladı. Ancak bu rakam, Trump’ın 2017’deki Çin ziyaretinde açıklanan 300 uçaklık anlaşmanın altında kaldı. Çin tarafı da anlaşmanın kapsamı konusunda henüz ayrıntılı doğrulama yapmadı.
Pekin neden rahatladı
Zirvenin en önemli sonucu, Çin açısından ekonomik öngörülebilirliğin yeniden kısmen sağlanması oldu. Pekin yönetimi, son iki yılda zayıflayan iç talep, emlak sektöründeki kırılganlık ve genç işsizlik oranlarındaki artış nedeniyle dış ticarette sert şoklardan kaçınmaya çalışıyor. Trump yönetiminin ilk aylarda uyguladığı agresif tarifeler, Çin ekonomisinde ihracat kaynaklı baskıyı artırmıştı.
Ancak son zirveyle birlikte Çin tarafı, ABD’nin ekonomik maliyeti yüksek yeni yaptırım paketleri konusunda daha temkinli davranacağını düşünüyor. Washington’un Çin’in büyük bankalarına yaptırım uygulama veya finansal sistem erişimini sert biçimde kısıtlama konusunda isteksiz görünmesi de Pekin’in elini nispeten rahatlattı.
Xi Jinping’in zirve boyunca kullandığı diplomatik dil de dikkat çekti. Çin lideri, ilişkileri “işbirliğine dönüşecek stratejik ortaklık” olarak değil, “uzun vadeli rekabetin yönetilebilir zemini” olarak tanımladı. Bu yaklaşım, Pekin’in artık ABD ile tam normalleşme beklentisini büyük ölçüde rafa kaldırdığını gösteriyor.
Washington beklentinin altında kaldı
Trump yönetimi zirve öncesinde beklentileri bilinçli şekilde düşük tuttu. Beyaz Saray yetkilileri, ticaret ateşkesinin uzatılması konusunda aceleci olunmayacağını ve görüşmelerin daha çok “çerçeve oluşturma” niteliği taşıdığını belirtti.
Bu yaklaşımın temel nedeni, Washington’un Çin karşısında önceki döneme kıyasla daha sınırlı kaldıraç alanına sahip olması olarak görülüyor. Geçen yıl uygulanan sert tarifeler Amerikan şirketleri üzerinde de maliyet baskısı oluşturdu. Özellikle teknoloji, perakende ve otomotiv sektörlerinde üretim maliyetleri yükseldi. ABD’de enflasyon beklentilerindeki bozulma ve tüketici güvenindeki gerileme de Beyaz Saray üzerindeki siyasi baskıyı artırdı.

Bu nedenle Trump yönetimi, Çin’i tam anlamıyla ekonomik geri adım atmaya zorlayacak yeni bir agresif tarife stratejisinin küresel piyasalar üzerinde yeni türbülans yaratabileceğinin farkında görünüyor.
Kritik başlıklar masada kaldı
Zirvede İran savaşı, Tayvan gerilimi ve Güney Çin Denizi başlıklarında somut ilerleme sağlanmadı. ABD tarafı, Çin’den İran üzerindeki etkisini kullanmasını isterken; Pekin, Washington’un bölgesel askeri baskı stratejisini eleştirmeyi sürdürdü.
Tayvan konusunda da taraflar mevcut pozisyonlarını korudu. ABD’nin Tayvan’a askeri destek yaklaşımı sürerken, Çin yönetimi adanın bağımsızlık yönlü adımlarına karşı sert tutumunu yineledi.
Bu nedenle zirve, küresel jeopolitik riskleri azaltan kapsamlı bir normalleşme üretmekten uzak kaldı. Ancak piyasalar açısından önemli olan unsur, tarafların doğrudan ekonomik çatışmayı yeniden hızlandıracak adımlardan kaçınması oldu.
Küresel piyasalar nasıl etkilenebilir
Pekin zirvesi sonrası ilk piyasa fiyatlamaları, risk iştahında kontrollü toparlanmaya işaret etti. Özellikle sanayi metalleri, yarı iletken tedarik zinciri şirketleri ve küresel taşımacılık hisselerinde sınırlı iyimserlik gözlemlendi.
Bununla birlikte analistler, teknoloji ihracatı ve yapay zeka alanındaki kısıtlamaların devam etmesi nedeniyle ABD-Çin rekabetinin yapısal karakterini koruduğunu belirtiyor. Bu durum, küresel şirketlerin üretim üslerini çeşitlendirme stratejilerinin hız kesmeden süreceğine işaret ediyor.
Özellikle Hindistan, Vietnam, Meksika ve Endonezya gibi alternatif üretim merkezlerinin önümüzdeki dönemde daha fazla yatırım çekmesi bekleniyor. Çin’in ise yüksek teknoloji üretiminde kendi iç ekosistemini güçlendirme stratejisini hızlandıracağı değerlendiriliyor.
Küresel hassasiyet modellemeleri kontrollü rekabetin kalıcılaşma eğilimini güçlendiriyor.




