ABD ile İran arasında haftalardır süren kriz, tarafların karşılıklı sert açıklamaları ve başarısız diplomatik girişimlerle daha karmaşık bir hale geldi. Reuters’ın aktardığı değerlendirmelere göre Trump yönetimi, daha önce ticaret savaşları ve uluslararası pazarlıklarda kullandığı baskı odaklı müzakere yöntemini İran dosyasında da uyguluyor. Ancak Washington’ın tehdit, ültimatom ve kamuoyu önünde sertleşen açıklamalarla yürüttüğü süreç, Tahran yönetimi üzerinde beklenen sonucu üretmiş görünmüyor.

SPK’dan Marbaş Menkul yöneticilerine milyonluk ceza
SPK’dan Marbaş Menkul yöneticilerine milyonluk ceza
İçeriği Görüntüle

Krizin 11’inci haftasına girilirken Beyaz Saray’ın söylemi daha da sertleşti. Trump’ın İran liderlerine yönelik “koşulsuz teslimiyet” çağrıları, sosyal medya üzerinden yapılan tehdit mesajları ve askeri imalar, müzakere kanallarını daraltan başlıklar arasında öne çıktı. İran tarafı ise ABD-İsrail saldırılarında üst düzey isimlerini kaybetmesine ve askeri altyapısında ciddi hasar oluşmasına rağmen geri adım atmayan bir görüntü vermeye çalışıyor. Tahran yönetimi, yaşanan kayıplara rağmen devlet yapısının ayakta kalmasını “direniş başarısı” olarak sunuyor.

Reuters’a konuşan eski ABD’li müzakereciler ve diplomatik kaynaklar, Washington’ın İran’a mutlak geri adım attırma yaklaşımının süreci zorlaştırdığını belirtiyor. Obama ve Biden dönemlerinde İran dosyasında görev yapan eski yetkililer, İran’ın tarihsel refleksinin baskı karşısında hızlı taviz vermek değil, süreci zamana yaymak olduğunu vurguluyor. Özellikle İran’daki mevcut yönetimin, iç kamuoyuna karşı “teslim olmuş” görüntüsü vermekten kaçındığı ifade ediliyor.

Eski İran müzakerecilerinden Rob Malley, Reuters’a yaptığı değerlendirmede, “Hiçbir hükümet teslim olmuş görünmeyi göze alamaz” ifadesini kullanarak Trump’ın söyleminin uzlaşma alanını daralttığını belirtti. ABD tarafında ise Beyaz Saray Sözcüsü Olivia Wales, Trump’ın yaklaşımını savundu ve İran’ın anlaşma konusunda “giderek daha çaresiz hale geldiğini” öne sürdü.
Trump yönetiminin İran’a yönelik sert söylemi ve baskı stratejisi, ateşkes görüşmelerinde çıkmazı derinleştiriyor.

Tehdit dili diplomatik tansiyonu yükseltti

Trump’ın son haftalarda kullandığı ifadeler, yalnızca diplomatik çevrelerde değil, piyasalarda da dikkatle izleniyor. ABD Başkanı’nın geçen ay sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, anlaşma sağlanmaması halinde İran’ın “uygarlığının yok olacağı” yönündeki açıklaması, Washington’da bile tartışma yarattı. Reuters’ın aktardığına göre bazı yönetim yetkilileri, söz konusu mesajın önceden planlanmış resmi bir stratejinin parçası olmadığını değerlendirdi.

Trump daha sonra ateşkesi destekleyen açıklamalar yaptı ancak sert üslubunu tamamen terk etmedi. İran’ın enerji altyapısı ve kritik tesislerine yönelik tehditlerini sürdüren Trump, gazetecilere yaptığı bazı açıklamalarda “İran’dan büyük bir parıltı görülmesi” halinde ateşkesin çöktüğünün anlaşılacağını söyledi. Bu açıklamalar, uluslararası basında olası nükleer saldırı iması olarak yorumlandı.

Trump’ın İran liderleri için kullandığı “çılgınlar”, “haydutlar” ve “deliler” gibi ifadeler de iki ülke arasındaki tansiyonu daha da yükseltti. İran tarafı ise buna sosyal medya kampanyaları ve propaganda içerikleriyle karşılık verdi. Tarafların diplomasi yerine kamuoyu önünde sertleşen bir psikolojik mücadele yürütmesi, ateşkes ihtimaline yönelik soru işaretlerini artırdı.

Reuters’a konuşan ve Beyaz Saray’daki iç görüşmelere hakim iki kaynak, Trump’ın söylemini yumuşatması için yönetim içinde ciddi bir girişimde bulunulmadığını belirtti. Buna rağmen ABD’de özellikle Cumhuriyetçi Parti içindeki bazı isimlerin, İran krizinin kontrolden çıkabileceği yönünde uyarılarda bulunduğu ifade ediliyor.

Gece yarısı mesajları piyasalarda tedirginlik yarattı

Trump’ın özellikle gece saatlerinde Truth Social platformu üzerinden yaptığı açıklamalar, krizin seyrinde kritik rol oynadı. Reuters’ın haberine göre ABD Başkanı, geçen ay İran limanlarına yönelik abluka tehdidini yine sosyal medya üzerinden duyurdu. İran’ın misilleme adımları sonrası zaten kırılgan olan ateşkes süreci daha da hassas hale geldi.

Pazartesi günü yaptığı açıklamada ise Trump, İran’ın son barış teklifini “çöp parçası” olarak nitelendirdi. Demokrat ve Cumhuriyetçi yönetimlerde görev yapan eski Orta Doğu danışmanı Dennis Ross, Trump’ın söylemindeki tutarsızlığın diplomatik mesajların etkisini azalttığını söyledi. Ross’a göre Beyaz Saray’ın “stratejik sabır eksikliği”, müzakere sürecini zayıflatan temel unsurlar arasında yer alıyor.

Trump’ın Çin ziyareti sırasında İran’a yönelik söylemini kısmen yumuşatması da dikkat çekti. Çin’in İran petrolünün en büyük müşterilerinden biri olması nedeniyle Washington’ın Pekin ile yürüttüğü temaslar, İran dosyasını daha karmaşık hale getiriyor. Analistler, ABD’nin aynı anda hem Çin hem İran üzerinde baskı kurmaya çalışmasının diplomatik manevra alanını daralttığını değerlendiriyor.
Hürmüz Boğazı

Hürmüz Boğazı küresel enerji piyasalarının odağında

Uzmanlara göre mevcut krizin en kritik başlığı enerji arz güvenliği olmaya devam ediyor. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik etkisi, küresel petrol ticaretinin önemli bölümü açısından kritik önem taşıyor. Bölgedeki olası askeri gerilim veya enerji altyapısına yönelik saldırı ihtimali, petrol fiyatlarında sert hareket riskini canlı tutuyor.

Küresel yatırımcılar ise güvenli liman varlıklarına yönelme eğilimini artırmış durumda. Enerji fiyatlarındaki oynaklığın küresel enflasyon görünümünü bozabileceği, bunun da merkez bankalarının faiz politikaları üzerinde baskı yaratabileceği değerlendiriliyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından petrol fiyatlarındaki yükselişin cari denge ve enflasyon üzerindeki etkisi yakından izleniyor.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Saeed Khatibzadeh’in geçen ay Türkiye ziyareti sırasında yaptığı “Çok fazla konuşuyor” açıklaması da Tahran’ın Trump’ın söylemine yaklaşımını ortaya koydu. İranlı yetkililer, ABD Başkanı’nın sert ve öngörülemez tavrını bir baskı unsuru olmaktan çok iç siyasete yönelik bir strateji olarak değerlendiriyor.

Eski ABD’li yetkililer ve analistler ise Trump’ın “tehlikeli görünerek rakiplerini korkutma” yaklaşımının İran’da beklenen sonucu üretmediğini düşünüyor. Reuters’a konuşan uzmanlar, İran’ın uzun siyasi geçmişi ve devlet refleksi nedeniyle baskı altında teslimiyet göstermesinin düşük ihtimal olduğunu belirtiyor.

Bazı uzmanlara göre Washington’ın askeri baskı ve sert diplomasi kombinasyonu, İran’ın uzun vadede nükleer programını hızlandırma riskini de beraberinde getirebilir. İran uzun süredir uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin barışçıl amaçlı olduğunu savunsa da, Batılı ülkeler bu programın askeri boyut kazanabileceği yönündeki kaygılarını sürdürüyor.

Reuters’a konuşan Quincy Sorumlu Devletçilik Enstitüsü Başkan Yardımcısı Trita Parsi ise Tahran yönetiminin Trump’ın düzensiz ve sert yaklaşımını bir “çaresizlik işareti” olarak yorumladığını belirtti. Parsi’ye göre İran tarafı, zamanın kendi lehine çalıştığını düşünüyor ve Washington’ın baskısına rağmen geri adım atmadan süreci uzatabileceğine inanıyor.