Türkiye ekonomisi iki çeyrektir potansiyelinin belirgin biçimde altında seyrediyor; buna rağmen enflasyonda beklenen rahatlama gelmedi. Yılın ilk çeyreğinde büyüme yüzde 2,5 ile tahminlerin gerisinde kaldı. Talebin kısılmasıyla oluşan negatif çıktı açığının fiyatlara henüz yansımaması, "potansiyel büyüme hızını mı yanlış ölçüyoruz?" sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Enflasyonla mücadelede yıllardır tartışılan ikilem aynı: Talebi mi kısmalı, yoksa yatırımla arzı mı artırmalı? Genel kabul gören ortodoks yaklaşım, potansiyel büyümenin kısa vadede hızla değişemeyeceğini varsayarak talebin frenlenmesini, yani büyümenin potansiyelin altına çekilmesini öngörüyor. Arz yanlısı görüş ise yatırımı destekleyip üretim kapasitesini büyütmeyi savunuyor. İki tarafın da uzlaştığı tek nokta, enflasyonu düşürmek için negatif çıktı açığı oluşturmanın gerekliliği.
Potansiyel büyüme yüzde 4 civarında ölçülüyor
İşin en kırılgan tarafı, potansiyel büyümenin doğrudan ölçülememesi. TCMB çeyreklik Enflasyon Raporları'nda çıktı açığını dokuz farklı yöntemle hesaplıyor ve bunların ortalamasını alıyor. Sonuçlar yöntemden yönteme keskin biçimde değişebiliyor: Geçen yılın son çeyreğinde bir ölçüm ekonomiyi potansiyelin yüzde 1 üzerinde gösterirken, başka bir yöntem yüzde 1,5 altında hesaplayabiliyor.
Hodrick-Prescott filtresiyle yapılan hesaplama, TCMB'nin sonuçlarıyla büyük ölçüde örtüşüyor ve yıllık potansiyel büyümeyi yüzde 4 dolayında işaret ediyor. IMF de benzer bir tabloya sahip. 2025'te yayımlanan Article IV raporunda 2025-2029 dönemi için yüzde 4-4,2 arası büyüme, çıktı açığında ise eksi yüzde 0,2 ile yatay bir seyir öngörülüyor.
OECD'nin "Economic Surveys: Türkiye 2025" raporu daha ayrıntılı bir çerçeve sunuyor. Kuruma göre 2010'ların başında yüzde 6 olan potansiyel büyüme, sermaye yatırımlarındaki azalma ile istihdam ve çalışma çağı nüfusundaki yavaşlamanın etkisiyle yüzde 4 bandına geriledi. OECD, nüfus artışındaki yavaşlamanın süreceğini varsayarak potansiyelin 2030'da yüzde 3'ün altına, 2035'te yüzde 2,5 civarına ineceğini hesaplıyor.
Veriler erken bir doygunluğa işaret ediyor olabilir
İlk çeyrekte HP filtresiyle hesaplanan çıktı açığı eksi yüzde 1,5'e indi. Bu, TCMB'nin son Enflasyon Raporu'nda öngördüğü eksi yüzde 1,1'in altında. 2020'deki pandemi döneminden bu yana ekonomik aktivite potansiyelin bu kadar altına hiç düşmemişti. 2025'in son çeyreğinde de açığın eksi yüzde 0,5 dolayında olduğu hesaba katıldığında, iki çeyrektir ekonomi potansiyelinin belirgin biçimde gerisinde.
Buna karşın enflasyonda bir yumuşama görünmüyor. TCMB'nin aylık enflasyon eğilim göstergesi geçen yılın ikinci çeyreğinden bu yana yüzde 2 civarına yapışmış durumda, son aylarda hafif yukarı eğilimli. Talebe daha duyarlı hizmet fiyatları ise aylık yüzde 2,5-3 bandında katılaştı. Cuma günü açıklanacak Mayıs TÜFE'sinde mevsimsel etkilerle aylık enflasyonun yüzde 1,6'ya gerilemesi beklenirken, ana eğilim göstergelerinde önceki ayların görünümünün korunacağı tahmin ediliyor.
Bir ihtimal, negatif çıktı açığının fiyatlara gecikmeli yansımasıdır; bu doğruysa önümüzdeki çeyreklerde ana eğilimde düşüşün başlaması gerekir. Ama bu da gerçekleşmezse, potansiyel büyüme ve çıktı açığına dair tüm hesapların yeniden sorgulanması kaçınılmaz olacak.





