Türkiye, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27. yılını anarken ekonomi açısından asıl risk artık yalnız fiziksel yıkımın büyüklüğü değil, Marmara’da yoğunlaşan üretim, finans, lojistik ve dijital hizmet ağının ne kadar süre çalışamaz hale gelebileceği. TÜİK’in 2024 il bazında GSYH verilerinde İstanbul tek başına ülke ekonomisinin yüzde 29,2’sini oluşturuyor. Dünya Bankası ise İstanbul yakınındaki 6,5-7,5 büyüklüğündeki deprem senaryolarında yalnız bina kaynaklı doğrudan hasarı 17-60 milyar dolar aralığında modelliyor. Bu tutar, üretim kaybı ve diğer dolaylı maliyetleri içeren toplam ekonomik fatura değil.

Gölcük Kavaklı’da 27. yıl anma programı yapılırken, felaketin ekonomik bilançosu da bugünün risk haritasını okumak için temel referans olmayı sürdürüyor. AFAD kayıtlarında 285 bin 211 ev ile 42 bin 902 işyerinin hasar gördüğü belirtiliyor. Aynı resmî sayfa, 2010 tarihli Meclis Araştırması Raporu’nda ölüm sayısının 18 bin 373 olarak güncellendiğini aktarıyor.

1999’un ekonomik faturası tek rakama sığmadı

Depremden sonra hazırlanan OECD çalışma raporu, o dönemde kullanılan farklı yöntemlerin birbirinden belirgin biçimde ayrıldığını gösteriyor. Raporda kurumların yuvarlanmış toplam hasar maliyeti tahminleri 5-13 milyar dolar bandında yer alırken, daha geniş servet ve gelir kaybı aralığı 5-14 milyar dolar olarak veriliyor. Fiziksel sermaye yıkımının 3 milyar dolardan 10 milyar doların üzerine uzandığı, bunun önemli bölümünü konut ve işletme kayıplarının oluşturduğu belirtiliyor.

OECD, gelir kaybını dönemin GSYH’sinin yüzde 0,5-3’ü aralığında değerlendirirken 1999 büyümesinin deprem öncesi baz senaryoya göre 0,5-1 puan daha düşük kalmış olabileceğini hesapladı. Kurum aynı zamanda o yılki resesyon ile depremin etkisini tamamen ayrıştırmanın mümkün olmadığı uyarısını yaptı. Bu ayrım bugün de önemli: büyük bir depremin ekonomik maliyeti yalnız yıkılan varlığın yeniden yapım bedelinden değil, çalışamayan işletmelerden, kesilen tedarik bağlarından, gelir kaybından ve kamu bütçesine binen ek yükten oluşuyor.

1999 raporunda daha geniş deprem bölgesi, İstanbul dahil yedi ilin birlikte Türkiye GSYH’sinin yüzde 35’ini ve sanayi üretiminin neredeyse yarısını oluşturduğu bir sanayi kalbi olarak tanımlanmıştı. Mikro işletmelerin işyeri ve işletme sermayesi kaybı özellikle ağırdı. Bu yapı, afetin Kocaeli ve Sakarya’daki fiziksel yıkımdan İstanbul’daki finansal ve ticari bağlantılara hızla taşınmasının nedenini açıklıyordu.

İstanbul’un ekonomik ağırlığı riski ülke geneline taşıyor

TÜİK’in 2024 verilerinde İstanbul 13 trilyon 10 milyar 693 milyon liralık GSYH ile Türkiye toplamının yüzde 29,2’sini oluşturdu. Kentin ülke toplamındaki payı bilgi ve iletişim faaliyetlerinde yüzde 64,0’a, finans ve sigortada yüzde 59,3’e çıktı. Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 39,8, mesleki, idari ve destek hizmetlerinde yüzde 39,0, inşaatta yüzde 27,8 pay hesaplandı.

İstanbul 2024
Bilgi ve finans İstanbul’da çok daha yoğun
Türkiye toplamındaki pay · yüzde · ortak ölçek 0-100
Bilgi ve iletişim
%64,0
İstanbul’un ülke toplamındaki payı
İstanbul’un genel GSYH payı %29,2 · fark +34,8 puan
Finans ve sigorta
%59,3
Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek
%39,8
Mesleki, idari ve destek hizmetleri
%39,0
Toplam GSYH
%29,2
İnşaat
%27,8
2024 Türkiye toplamındaki İstanbul payı

1999’daki yüzde 35’lik daha geniş bölge hesabı ile 2024’te İstanbul için ölçülen yüzde 29,2’lik pay birebir karşılaştırılabilir değil; coğrafi kapsam ve ulusal hesapların dönemi farklı. Buna karşın iki veri yan yana konulduğunda kritik bir kırılganlık görülüyor: İstanbul tek başına, 1999 raporunda depremden etkilenen ve komşu iller birlikte ele alındığında tarif edilen ekonomik ağırlığa yaklaşan bir pay taşıyor. Üstelik finans ve bilgi altyapısı gibi ülke çapında iş sürekliliğini etkileyen sektörlerde yoğunlaşma genel GSYH payının çok üzerinde.

Bu yoğunlaşma, Marmara’daki depremin neden yerel bir afet başlığıyla sınırlanamayacağını gösteriyor. Marmara depremi ve ekonomi riski üzerine önceki Endeks24 dosyası da aynı sistemik kırılganlığı kamu gelirleri ve üretim merkezleri üzerinden ele almıştı.

Dünya Bankası doğrudan hasarı 17-60 milyar dolar modelliyor

Dünya Bankası’nın 2025 proje belgesinde İstanbul yakınındaki Kuzey Anadolu Fayı üzerinde 6,5-7,5 büyüklüğünde depremler için yapısal, yapısal olmayan ve bina içeriği hasarlarından doğacak doğrudan kayıp 17-60 milyar dolar aralığında hesaplanıyor. Belge, İstanbul’daki bina stokunun yaklaşık yüzde 70’inin 2000 öncesine ait olduğunu, yüzde 23’ünün ise 1980 öncesi inşa edildiğini belirtiyor.

17-60 milyar dolarlık aralık toplam ekonomik maliyet olarak okunmamalı. Dünya Bankası aynı belgede büyük bir afetin stokları, işletme operasyonlarını, kamu ve özel hizmetleri ve bilgi teknolojisi sistemlerini aksatabileceğini, bunun üretimin sürdürülmesini zorlaştıracağını vurguluyor. Kurumun 200 yılda bir görülebilecek büyüklükteki deprem senaryosunda, iş ve konut kaybı nedeniyle 500 binden fazla kişinin yoksulluğa itilebileceği tahmin ediliyor. Bunlar gerçekleşmiş kayıp değil, risk yönetimi için kullanılan senaryo sonuçları.

17-60 milyar $
Dünya Bankası belgesindeki aralık yalnız bina kaynaklı doğrudan hasar senaryosudur. Üretim, gelir ve iş sürekliliği kayıpları bu rakamın dışında kalabilir.

Sigorta tamponu var, iş durması riski ayrı kalıyor

DASK’ın yürürlükteki poliçe tablosunda Marmara Bölgesi’nde 6 milyon 840 bin konuta karşılık 4 milyon 394 bin 835 sigortalı konut bulunuyor. Sigortalılık oranı yüzde 64,3. Basit fark hesabıyla tabloda yaklaşık 2 milyon 445 bin konut Zorunlu Deprem Sigortası kapsamında görünmüyor.

Marmara’da zorunlu deprem sigortası
4,39 milyon / 6,84 milyon
%64,3 sigortalı
Sigortalı
Tablodaki açık %35,7
4,39 milyon sigortalı konut · 6,84 milyon toplam konut

Kaynak: DASK · erişim 17 Ağustos 2026

Sigorta oranı, ekonomik dayanıklılığın yalnız bir parçası. DASK’ın teminat kapsamına göre Zorunlu Deprem Sigortası bina hasarını poliçe limitleri içinde karşılıyor; kar kaybı, iş durması, kira mahrumiyeti ve diğer dolaylı zararlar kapsam dışında. Bu nedenle konut sigortalılığı yükselse bile sanayi, ticaret, lojistik ve hizmet sektörlerindeki kesintinin makroekonomik maliyeti ayrı bir risk katmanı olarak kalıyor.

Depreme hazırlık harcaması ekonomik kaybı azaltan yatırım

Dünya Bankası, 8 Ağustos 2025’te İstanbul’un afet dayanıklılığı için 650 milyon dolarlık kredi onayladı. Proje, acil müdahale kapasitesi ile kritik kamu binalarının güçlendirilmesini ve afet sonrasında temel hizmetlerin devamını hedefliyor.

Ekonomik gerekçe yalnız gelecekteki olası zararı tarif etmiyor. Dünya Bankası proje belgesinde, İstanbul Proje Koordinasyon Birimi’nin 2023’e kadar yürüttüğü risk azaltma yatırımlarının yaklaşık 15 milyar dolarlık potansiyel afet zararını önlediğinin tahmin edildiğini aktarıyor. Belgede dayanak gösterilen etki analizine göre her bir birim yatırım, potansiyel hasarı 7,3 birim azaltmış görünüyor. Bu oran gerçekleşmiş bir deprem sonrası ölçülen tasarruf değil, risk azaltma yatırımlarına ilişkin ekonomik etki tahmini.

27 yıl sonra ekonomik soru bina maliyetinden daha büyük

17 Ağustos’un 27. yılında geçmişin faturası ile bugünün maruziyeti aynı noktada birleşiyor. 1999’da üretimin geniş bir sanayi kuşağında kesilmesi, küçük işletmelerin sermaye kaybı, kamu harcamaları ve finansal yük birlikte ekonomik şoku büyütmüştü. Bugün İstanbul’un finans, bilgi, ticaret ve ulaştırma ağlarındaki payı, olası kesintinin etkisini ülke geneline daha hızlı taşıyabilecek bir yapı oluşturuyor.

Bu nedenle ekonomik dayanıklılığın ölçüsü yalnız kaç binanın dönüştürüldüğü değil; kritik kamu hizmetlerinin, finansal altyapının, haberleşmenin, ulaşımın, sanayi tedarik zincirlerinin ve işletmelerin ne kadar hızlı yeniden çalışabildiği. 1999’un ekonomik mirası, deprem sonrası ödenecek faturayı hesaplamaktan önce, deprem öncesi yatırımlarla hangi üretim ve gelir kayıplarının önlenebileceği sorusuna dönüşmüş durumda.