Antalya Diplomasi Forumu'nda (ADF 2026) bir panele katılan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, küresel güvenliğin merkezindeki çatlaklara dikkat çekti. Fidan, Washington yönetiminin Avrupa’daki askeri ve siyasi varlığını azaltma eğiliminin artık bir tartışmadan öte, somut bir yönetim süreci haline geldiğini belirtti. ABD’nin bölgedeki güvenlik mimarisinden tamamen olmasa da kısmen çekilmesinin masada olduğunu ifade eden Fidan, bu sürecin koordinasyonsuz yönetilmesinin Avrupa için telafisi güç bir yıkıma yol açabileceğini söyledi.

Hürmüz Boğazı ve NATO hattında gerilim

ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran ve İsrail arasındaki savaşın başlamasının ardından Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması için gemi göndermeyi reddeden Avrupalı müttefiklerine yönelik "NATO'dan çekilme" tehditleri, ittifak içindeki sürtünmeyi en üst seviyeye taşıdı. Fidan, bu gerilimin sadece bölgesel değil, küresel bir sistemik risk oluşturduğunu ifade ederek, müttefiklerin özellikle Temmuz ayında Ankara’da gerçekleştirilecek NATO zirvesini ilişkileri onarmak için son fırsat olarak görmesi gerektiğini hatırlattı.

AB devletlerine "ayrı kulüp" eleştirisi

Türkiye’nin NATO üyeliği ve AB dışı statüsü üzerinden değerlendirmelerde bulunan Fidan, Avrupa Birliği üyesi devletlerin NATO içerisinde "ayrı bir kulüp" gibi davranmalarının operasyonel bütünlüğe zarar verdiğini savundu. İttifak kararlarından bağımsız hareket etme eğiliminin Amerika ile bağların kopmasına zemin hazırladığını belirten Fidan, "Amerika bağlarını kestiğinde, bu yapısal boşluğun nasıl dolacağı hayati bir sorudur" dedi.

ABD ve İran görüşmeleri akaryakıt fiyatlarını düşürdü
ABD ve İran görüşmeleri akaryakıt fiyatlarını düşürdü
İçeriği Görüntüle

Savunma projeksiyonlarında Ankara zirvesi kritik eşik

Bakan Fidan, Ankara'da düzenlenecek NATO zirvesinin, Washington ile ilişkilerin yeniden tesis edilmesi ve ABD'nin katılımının olası bir azaltılmasına karşı hazırlık yapılması için stratejik bir zemin sunduğunu kaydetti. Beyaz Saray’ın bazı birlikleri Avrupa’dan çekme seçeneğini masada tuttuğu bir dönemde, Türkiye'nin arabuluculuk ve dengeleyici rolünün önemi bir kez daha ön plana çıkıyor.