İran savaşı ve Hürmüz Boğazı krizinde diplomatik trafiğin merkezine ABD'nin iki büyük rakibi Çin ve Rusya yerleşti. Washington'ın son dönemde her iki başkentle gerilimi düşürme yönünde attığı adımlar, dış politika çevrelerinde "küresel dengenin yeniden paylaşımı" olarak değerlendiriliyor. Aynı çevrelere göre bu denklemi zorlayan asıl unsur ise Türkiye ve Çin'in yükselişi.
İki zirve arka arkaya geldi
ABD Başkanı Donald Trump, Rus lideri Vladimir Putin ile 15 Ağustos 2025'te Alaska'da bir araya geldi. Görüşmeden somut bir Ukrayna anlaşması çıkmasa da iki ülke arasındaki açık husumeti yumuşatan bir adım olarak kayıtlara geçti. Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile de 14-15 Mayıs 2026'da Pekin'de görüştü. İran savaşı nedeniyle bir aydan fazla ertelenen zirvede taraflar, resmi açıklamalara göre "stratejik istikrar" temelli yapıcı bir ilişki çerçevesi üzerinde uzlaştı. İki görüşme de büyük mutabakatlar üretmedi; ancak gözlemciler her ikisini de ABD'nin rakipleriyle çatışmadan masaya oturma stratejisinin işareti olarak okudu.
Analistlere göre denge değişiyor
Geçen yüzyılda küresel dengeyi büyük ölçüde ABD-Rusya ilişkisinin biçimlendirdiği hatırlatılıyor. Bu okumaya göre iki ülke, soğuk savaş söyleminin ötesinde, nüfuz alanlarını paylaşan birer aktör olarak hareket etti. Fransız düşünür Alexis de Tocqueville'in 1835 tarihli "Amerika'da Demokrasi" eserinde ABD ile Rusya'yı "kıtasal güçler" diye nitelemesi de bu çerçevede sık sık anılıyor.
Buna karşın aynı değerlendirmelerde tablonun değiştiği vurgulanıyor. SSCB'nin dağılmasının ardından sahaya dönen Rusya'nın etkisinin eskisi kadar kapsayıcı olmadığı; Karabağ, Libya, Suriye, Venezuela ve Küba'daki gelişmelerin Moskova'nın Ukrayna dışındaki belirleyiciliğinin sınırlı kaldığını gösterdiği belirtiliyor. Batı dışı kalkınmanın örnekleri gösterilen Türkiye ve Çin'in yükselişinin ise ABD-Rusya ikilisinin elindeki dengeyi zorladığı ifade ediliyor.
Hürmüz krizinde hesaplar yeniden kuruluyor
Ukrayna'nın ardından İran savaşı da bu dengenin sınandığı başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Değerlendirmelere göre ABD ve Rusya, Ukrayna'dakine benzer bir çözüm formülünü İran'da devreye sokmaya çalışırken Türkiye ve Çin gibi yeni aktörlerin ağırlığını hesaba katmak zorunda kalıyor. Bu tabloda Avrupa'nın karar verici değil ikincil bir konumda olduğu kaydediliyor. Atlantik'ten Pasifik'e, Hazar'dan Yemen'e uzanan hatta jeopolitik hesapların giderek Ankara ve Pekin merkezli yapıldığı; Hürmüz krizinin de bu kapsamda olduğu öne sürülüyor.
Öte yandan Çin'in son tahlilde Amerikan sistemi içinde hareket eden, Washington'la istikrar arayan bir aktör olduğuna dikkat çekiliyor. Pekin zirvesindeki "stratejik istikrar" mutabakatı da bu yorumu destekliyor. Bu nedenle, söz konusu analizlerde ABD-Rusya tekeline bağımsız biçimde meydan okuyabilecek aktör olarak öne çıkan ülke Türkiye olarak gösteriliyor.




