Küresel ticaret düzeni, 2026 yılı itibarıyla tedarik zinciri güvenliği ve yeşil dönüşüm ekseninde radikal bir değişim yaşıyor. Türkiye için son 25 yılda yüzde 56’dan yüzde 42 seviyelerine gerileyen Avrupa Birliği (AB) pazar payı, yeni devreye giren karbon vergileri ve yükselen bölgesel rakipler nedeniyle kritik bir eşiğe geldi. Demir-çelik, alüminyum ve çimento gibi lokomotif sektörler, Avrupa’nın yeni ticaret rejimiyle doğrudan karşı karşıya kalmış durumda.
Karbon maliyeti ve rekabet baskısı
AB’nin Ocak 2026 itibarıyla resmen başlattığı sınırda karbon vergisi uygulaması, karbon yoğun üretim yapan Türk firmaları için ton başına 50 ile 90 euro arasında ek maliyet riski taşıyor. Özellikle 2023 yılında 8 milyar dolarlık hacme ulaşan demir-çelik ihracatında, bu vergi yükünün kâr marjlarını yüzde 15’e varan oranlarda daraltabileceği hesaplanıyor. Yeşil enerjiye dönüşümü tamamlayamayan üreticiler için Avrupa pazarında oyun dışı kalma riski her geçen gün artıyor.
Hindistan faktörü ve çifte dezavantaj
Hindistan’ın 4 trilyon dolarlık dev ekonomisiyle Çin’e alternatif bir üretim merkezi olarak konumlanması, Türkiye’nin AB pazarındaki rekabet gücünü zorluyor. 2026’da hız kazanan AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması (STA) müzakereleri, Türkiye için "çifte dezavantaj" riskini barındırıyor. Anlaşmanın tamamlanması halinde Hindistan malları AB’ye düşük tarifeyle girecek; Türkiye ise Gümrük Birliği gereği bu tarifeleri uygulamak zorunda kalırken Hindistan pazarına aynı kolaylıkla erişemeyecek.
Teknoloji ve lojistik fırsat penceresi
Tüm bu risklere rağmen Türkiye, coğrafi yakınlık avantajıyla "tedarik zinciri güvenliği" çağında stratejik bir konumda bulunuyor. Avrupa’ya 3-5 günlük teslimat süresi sunan Türkiye, Hindistan’ın 25-30 günlük lojistik süresine karşı hala güçlü bir alternatif. 2025 yılında 6 milyar doları aşan savunma sanayii ihracatı ve yüksek teknolojiye yönelik yatırımlar, karbon maliyet baskısından kaçışın en rasyonel yolu olarak öne çıkıyor.
AB-Hindistan Ticaret Hattı ve Yeşil Dönüşüm] rakamlarını makro projeksiyon setlerimizle incelediğimizde, süreçteki risk ve fırsat dengesi şu şekilde netleşiyor:
ANALİZ:
Türkiye’nin ihracat modeli, 2026-2028 döneminde "orta teknoloji tuzağından" çıkmak ile "pazar kaybı bedeli ödemek" arasında bir karar aşamasındadır. Modellemelerimiz, yeşil dönüşümün finanse edilememesi durumunda AB pazar payının 2030’a kadar yüzde 35’e gerileyebileceğini işaret ediyor. Ancak sanayide fosil yakıt payının azaltılması ve yüksek teknoloji ihracat payının yüzde 10 seviyesine çıkarılması halinde, 350 milyar dolarlık ihracat hedefi rasyonel bir projeksiyon haline gelmektedir. Hindistan’ı sadece bir rakip değil, düşük maliyetli ara üretim merkezi olarak konumlandıracak bir "hibrit üretim modeli", Türkiye’yi Avrupa’nın vazgeçilmez terminali yapabilir.
ENDEKS24 ANALİZ MASASI
Küresel ticaret blokları ve türkiye ihracat projeksiyonuŞeffaflık ve Metodoloji Beyanı: Küçük yatırımcıyı koruma ve doğru bilgilendirme misyonumuz kapsamında; bu analiz Endeks24 Analiz ve Araştırma Kurulu denetiminde, rasyonel metodolojilerle hazırlanmıştır. Kurul yapımız ve analiz ilkelerimiz hakkında detaylı bilgi için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.
Yasal Uyarı: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir.




