Suriye'nin kuzeyinde askeri ve diplomatik dengeler, 2026 yılının ilk çeyreğine girerken radikal bir değişim sürecini başlattı. Kulislerden sızan bilgilere göre, Şam yönetiminin talep etmesi durumunda Türkiye'nin askeri destek vermesi seçeneğinin masada olması, bölgesel risk primini ve piyasa projeksiyonlarını doğrudan etkiliyor. Sahadan gelen son veriler, SDG/YPG yapılanmasının 10 Mart 2025 mutabakatından bu yana en zayıf pozisyonuna gerilediğini ve stratejik noktaları kaybettiğini kanıtlıyor.

Müzakere safhasından askeri koordinasyon aşamasına geçiş

Türkiye, başından beri Suriye’de SDG/YPG yapılanmasının müzakereler yoluyla kendini feshedip Suriye yönetimine entegre olması konusunda destekleyici bir pozisyon takındı. 10 Mart 2025 tarihinde varılan mutabakatın uygulanması için Şam yönetimi örgüte gerekli dönüşüm süresini tanıdı. Ancak terör örgütünün KANDİL’deki şahin kanadı, dış telkinlerin de etkisiyle bu süreyi müzakere için değil, işgal alanlarındaki kazanımlarını maksimize etmek üzere kullandı. Şam yönetiminin, örgütün müzakere yolunu terk ettiğini kabul ederek başlattığı karşı operasyon, Fırat’ın batısında dengeleri değiştirdi.
Terörsüz Türkiye süreci kapsamında Suriye sahasındaki askeri değişim ve ekonomik etkileri gösteren infografiği.

Sahadaki stratejik kayıplar ve demografik direnç

Suriye ordusu karşısında direnç gösteremeyen SDG/YPG; Deyr Hafir, Tabka ve Rakka’nın güneyindeki Mansura kasabası başta olmak üzere kritik noktaları kaybetti. Çatışmaların yoğunlaştığı bölgelerde Arap aşiretlerinin Suriye hükümeti ile entegrasyonu tercih ettiğini deklare etmesi, örgütün toplumsal desteğini yitirdiğini gösteriyor. Ankara, bu riskleri dikkate alarak askeri, istihbari ve diplomatik açıdan her türlü senaryoya karşı hazırlığını tamamladı. Suriye yönetiminden gelecek olası bir talep, bölgedeki terör varlığının tamamen tasfiyesi için yeni bir askeri iş birliği modelini tetikleyebilir.

ANALİZ :

ENDEKS24 analistlerinin çarpan analizi (F/K, PD/DD) ve indirgenmiş nakit akımları (İNA) modellemelerine göre; sınır ötesi koordinasyonun artması, savunma sanayii şirketlerinde "aktif saha referansı" çarpanını devreye sokmaktadır. ASELSAN ve OTOKAR gibi şirketlerin operasyonel yoğunluğu, sadece mühimmat tüketimiyle değil, aynı zamanda yeni nesil insansız sistemlerin bölgesel güvenlik mimarisine entegrasyonuyla değerleniyor. Özellikle enerji koridorlarının güvenliğinin tahkim edilmesi, BİST enerji endeksinde yer alan ve bölgesel altyapı projelerine odaklanan şirketler için risk primini düşürmektedir.

TEMU yasağı ve altın borçlanması tartışması büyüyor
TEMU yasağı ve altın borçlanması tartışması büyüyor
İçeriği Görüntüle

Endeks24 analistlerinin bölgesel risk projeksiyonları ve stratejik etki modellemelerine göre; Ankara’nın Şam’a yönelik askeri destek sinyali, sadece bir sınır güvenliği hamlesi değil, aynı zamanda Terörsüz Türkiye sürecini koruma kalkanıdır. 2025 yılında başlayan entegrasyon çabalarının örgüt tarafından suistimal edilmesi, 2026 projeksiyonlarında daha sert bir askeri çözümün ağırlık kazanmasına neden olmuştur.

Mevcut tabloda SDG/YPG’nin Fırat’ın doğusunda da operasyona maruz kalması kaçınılmaz görülürken, bu durum Türkiye'nin güney sınırındaki "güvenlik kuşağını" Suriye ile ortak yönetim modeline dönüştürme potansiyeli taşıyor. Risk yönetimi açısından, bölgesel aktörlerin bu yeni denkleme vereceği tepkiler kritik eşik olarak değerlendiriliyor. Uzun vadede bu istikrar, Türkiye'nin CDS primlerini 250 baz puanın altına çekerek yabancı kurumsal yatırımcı nezdinde "jeopolitik iskonto" oranını azaltacaktır.

ENDEKS24 ANALİZ MASASI
Savunma ve enerji endekslerinde operasyonel fiyatlama

Yasal Uyarı: Burada yer alan analiz ve veriler yatırım danışmanlığı kapsamında değildir; rasyonel modellemelere dayalı stratejik ve ekonomik projeksiyon amaçlıdır.