Küresel piyasalar son haftalarda Orta Doğu kaynaklı jeopolitik riskleri fiyatlamaya çalışırken, yatırımcı davranışında belirgin bir yön değişimi dikkat çekiyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın kısa aralıklarla gelen çelişkili açıklamaları; İran, İsrail ve Hürmüz Boğazı eksenindeki senaryo analizlerini zorlaştırırken, piyasalarda oluşan son fiyatlama davranışı risklerin önemli ölçüde geride bırakıldığına işaret ediyor.
Piyasaların mevcut görünümde temel varsayımı; ateşkes sürecinin korunacağı, İran ile asgari müştereklerde uzlaşma sağlanacağı ve Hürmüz Boğazı kaynaklı sevkiyat sorunlarının kısa sürede aşılacağı yönünde şekilleniyor. Bu beklentiyle birlikte enerji fiyatlarında ilk şokun ardından geri çekilme gözlenirken, yatırımcı odağı yeniden FED’in faiz patikası, ABD seçimleri, Çin ekonomisinin büyüme performansı ve Japonya Merkez Bankası’nın olası faiz artışlarına kaymaya başladı.
Ancak piyasalardaki bu hızlı normalleşme eğiliminin kalıcılığı konusunda soru işaretleri sürüyor. Finansal piyasalar çoğu zaman gelecekte yaşanması beklenen gelişmeleri önceden satın alırken, ilk reaksiyonların ardından benzer ölçekte düzeltmelerin oluşması da sık karşılaşılan bir dinamik olarak öne çıkıyor. Özellikle teknoloji hisseleri öncülüğünde ABD ve Asya piyasalarında oluşan tarihi zirve seviyeleri, yalnızca makro verilerle değil aynı zamanda güçlü iyimserlik algısıyla da destekleniyor.
Enerji arz güvenliği tarafındaki risklerin tamamen ortadan kalkmaması ise enflasyon beklentilerinin yeniden şekillenmesine neden oluyor. Brent petrol fiyatlarında yaşanan yükselişin dış ticaret dengesi ve cari açık üzerinde baskı oluşturabileceği değerlendirilirken, gözler gelecek hafta açıklanacak TCMB Enflasyon Raporu’na çevrilmiş durumda.
TCMB’nin üç ay önce yaklaşık 60 dolar seviyesinde açıkladığı 2026 yılı ortalama Brent petrol varsayımında yukarı yönlü revizyon ihtimali güç kazanıyor. Böyle bir güncellemenin yalnızca enerji tahminlerini değil, yıl sonu enflasyon patikası ve belirsizlik aralığını da etkileyebileceği değerlendiriliyor.
Son dönemde yabancı yatırımcı girişlerinin yeniden hız kazanması ve özellikle carry trade işlemleri üzerinden TL varlıklara yönelen talebin rezerv görünümünü desteklediği gözleniyor. Buna karşın reel sektör ve hane halkı enflasyon beklentileri ile piyasa katılımcıları arasındaki farkın yüksek seyretmesi, TCMB’nin iletişim dili açısından hassas dengeyi korumasını zorlaştırıyor.
Enerji maliyetleri yeniden belirleyici oluyor
2025 boyunca dezenflasyon sürecine ilişkin en önemli destek unsurlarından biri enerji fiyatlarındaki görece dengeli görünüm olmuştu. Ancak Orta Doğu merkezli risklerin yeniden yükselmesiyle birlikte petrol fiyatlarında oluşan oynaklık, 2026 projeksiyonlarının yeniden hesaplanmasına neden oluyor.
Özellikle Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerde petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artışın; enflasyon, cari denge ve rezerv görünümü üzerinde doğrudan etkili olduğu belirtiliyor. Bu nedenle TCMB’nin yeni projeksiyon setinde enerji varsayımlarına ilişkin yapılacak revizyonlar piyasalar açısından kritik önem taşıyor.
Piyasa fiyatlamaları kısa vadede iyimserliği desteklese de, savaş sonrası ekonomik hasarın boyutu, tedarik zincirlerinin normalleşme süresi ve küresel ticaret akışındaki kalıcı etkiler önümüzdeki dönemde yeniden masaya yatırılacak başlıklar arasında yer alıyor.
Yasal Uyarı: Bu içerik yatırım danışmanlığı kapsamında değildir; yatırım kararları için lisanslı aracı kurumlara ve yatırım danışmanlarına başvurulması önerilir.




