Türkiye’de kredi büyümesi yeniden ekonomi yönetiminin en kritik başlıklarından biri haline geldi. 2026’nın ilk aylarında özellikle TL ticari kredilerde hızlanan büyüme, iç talep ve ithalat kanalı üzerinden cari dengeyi baskılayabilecek yeni bir sürece işaret ediyor. BDDK ve TCMB’nin makroihtiyati tedbirleri sürdürmesine rağmen kredi hacmindeki artışın enflasyonun üzerinde seyretmesi dikkat çekiyor.

Ekonomi yönetimi dezenflasyon programı kapsamında kontrollü reel değerlenme stratejisini sürdürürken, kredi kanalı yeniden öne çıkmaya başladı. Türkiye’nin geçmiş deneyimleri, kur istikrarı ile hızlı kredi büyümesinin aynı dönemde yaşanmasının cari açık üzerinde ciddi baskı oluşturabildiğini gösteriyor. 2000 yılındaki IMF programı döneminde faizlerde yaşanan sert düşüş ve kontrollü kur politikası, iç talepte hızlı genişlemeye neden olmuş; artan cari açık ve sınırlı rezerv yapısı programın sürdürülebilirliğini zayıflatmıştı.

Bakan Bayraktar’dan savunma ve enerji vurgusu
Bakan Bayraktar’dan savunma ve enerji vurgusu
İçeriği Görüntüle

Bugünkü politika setinde ise TCMB’nin daha kontrollü ve öngörülebilir bir kur politikası izlediği görülüyor. Ancak reel değerlenen TL’nin iç talebi canlı tuttuğu, bunun da kredi talebini beslediği değerlendiriliyor. Özellikle enerji fiyatlarında küresel oynaklığın yeniden arttığı bir dönemde kredi büyümesinin kompozisyonu daha kritik hale geliyor.

2026 yılı başında tüketici kredilerinin yıllıklandırılmış büyüme hızı %62,5 seviyesine kadar yükselirken, son veriler büyümenin %37,1’e gerilediğini gösteriyor. Buna rağmen mevcut hızın yaklaşık %32 seviyesindeki tüketici enflasyonunun üzerinde kalması, kredi genişlemesinin dezenflasyon sürecine yeterli desteği vermediği yönünde yorumlanıyor.

Ticari krediler tarafında toplam büyüme %31,3 seviyesinde bulunuyor. Ancak TL ve döviz kredi ayrımı yapıldığında tablo belirgin şekilde farklılaşıyor. TL ticari kredilerde yıllıklandırılmış büyüme hızı %51,3 seviyesine yükselirken, döviz kredilerinde büyüme %12,9 olarak ölçülüyor. Döviz kredilerindeki artış geçmiş yıl sonuna göre hızlanma sinyali verirken, şirketlerin yabancı para finansmana yöneliminin yeniden güç kazandığı gözleniyor.

Kredi kompozisyonu yeniden tartışılıyor

Ekonomi yönetiminin önümüzdeki dönemde kredi büyümesini yalnızca miktarsal değil, sektörel kompozisyon açısından da değerlendirmesi bekleniyor. Özellikle enerji ithalatını artırabilecek tüketim odaklı kredi genişlemesinin cari denge üzerindeki etkisi yakından izleniyor.

Piyasalarda, enerji maliyetlerinin yükseldiği bir küresel konjonktürde cari açığı sınırlayıcı yeni makroihtiyati adımların gündeme gelebileceği değerlendiriliyor. Buna karşılık enerji yoğun sektörlerde seçici kredi desteklerinin öne çıkabileceği belirtiliyor. Böyle bir politika kombinasyonu, hem büyümeyi koruma hem de dış dengeyi kontrol altında tutma amacı taşıyabilir.