ABD-İsrail ile İran hattında devam eden çatışmalar, küresel piyasalarda eşi görülmemiş bir dalgalanmaya yol açıyor. Klasik kriz dönemlerinin aksine, yatırımcıların riskten kaçarak altına ve dolara yönelme refleksi bu süreçte beklenen güçlü ivmeyi göstermiyor.
Krizlerin değişmeyen matematiği bozuldu
Yıllardır finansal piyasalarda kabul gören "risk artarsa sermaye güvenli limana kaçar" denklemi artık çalışmıyor. Altın fiyatları, yüksek faiz oranları ve güçlü enflasyon beklentilerinin baskısı altında kalarak arzulanan sıçramayı gerçekleştiremiyor. Yatırımcılar, nerede yüksek getiri sağlayacaklarını hesaplamak yerine, asgari kayıpla süreci atlatmak için nakitte kalmayı ve esnek pozisyonlar almayı tercih ediyor.
Üçlü baskı ve artan enerji maliyetleri
Mevcut kriz; enerji fiyatlarındaki yükseliş, katılık gösteren enflasyon ve merkez bankalarının faizleri yüksek tutma ihtimali olmak üzere üç farklı cepheden küresel ekonomiyi sıkıştırıyor. Özellikle Hürmüz Boğazı'nda yoğunlaşan ve tedarik rotalarını bozan jeopolitik riskler, navlun ve sigorta maliyetlerini artırarak üretim zincirlerinde kırılmalara neden oluyor. Bu durum, küresel enflasyonu doğrudan körüklüyor.
Sermaye artık dayanıklılığı satın alıyor
Türkiye açısından bu küresel dönüşüm, dış finansman ihtiyacı ve sıcak para yönetimi konusunda kritik sonuçlar barındırıyor. Yönsüz kalan ve bekle-gör politikası izleyen küresel sermaye, belirsizliğin yüksek olduğu gelişmekte olan piyasalardan hızla uzaklaşma eğilimi gösteriyor. Kurumsal yatırımcıyı ülkede tutabilmek için öngörülebilirliğin artırılması ve net bir finansal istikrar programının sürdürülmesi şart koşuluyor.
Küresel risk algısındaki değişimi makro projeksiyon setlerimizle incelediğimizde, süreçteki risk ve fırsat dengesi şu şekilde netleşiyor:
ANALİZ:
Küresel piyasalarda "güvenli liman" davranışının terk edilmesi, Türkiye gibi dış finansmana duyarlı ekonomilerde sistemik risk noktalarını belirginleştiriyor. Enerji arzındaki şok dalgası ve nakliye maliyetlerindeki artış, ithalata dayalı üretim altyapımızda yapısal dirençler oluşturuyor. Makro modellemelerimiz, emtia şokunun 2026 yılının ikinci yarısında büyüme üzerinde baskı yaratmaya devam edeceğini işaret ediyor. Sermaye piyasalarındaki likidite projeksiyonları, yabancı fonların yüksek getiri vaadinden ziyade "öngörülebilir risk yönetimi" aradığını kanıtlıyor. 2027 projeksiyonlarında ise TCMB'nin tavizsiz likidite duruşu ve risk primini (CDS) düşürmeye yönelik yapısal adımların, sermaye kaçışını engelleyecek yegane çıpa olacağı görülüyor.
ENDEKS24 ANALİZ MASASI
Küresel jeopolitik şokların Türkiye makroekonomik dengelerine stratejik etkisiŞeffaflık ve Metodoloji Beyanı: Küçük yatırımcıyı koruma ve doğru bilgilendirme misyonumuz kapsamında; bu analiz Endeks24 Analiz ve Araştırma Kurulu denetiminde, rasyonel metodolojilerle hazırlanmıştır. Kurul yapımız ve analiz ilkelerimiz hakkında detaylı bilgi için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.
Yasal Uyarı: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir.




