Türkiye’nin son 20 yıllık büyüme hikâyesinde imalat sanayisinin GSYH içindeki payı %19,55 seviyelerinde seyretse de üretim yapısındaki ithal bağımlılığı temel bir sorun alanı olmaya devam ediyor. TCMB çalışma notlarına göre, Türkiye’nin toplam ithalatı içinde ara mallarının payı yaklaşık dörtte üç ( %75) düzeyinde bulunuyor. Bu tablo, üretim hacmi arttığında bile dış ticaret açığının otomatik olarak genişlemesine neden olan "fazla çalışıp az kazanma" riskini barındırıyor.
Küresel ticaret ekosistemi, pandemi sonrası dönemde tedarik güvenliği ve stratejik özerklik gerekçesiyle üretimi yeniden merkeze alırken; Batı dünyası yeşil dönüşüm regülasyonlarıyla sanayi politikalarını güncelliyor. AB Komisyonu’nun 2030 yılına kadar net-zero teknolojilerde %40 yerli üretim kapasitesi hedefi, Türkiye gibi ihracat odaklı ekonomiler için hem bir risk hem de bir dönüşüm zorunluluğu teşkil ediyor.
Sanayide 4 eksenli dönüşüm zorunluluğu
Uzmanlar, sanayide yaşanacak bir gerilemenin önüne geçilmesi için üretimin nicelikten çok niteliğe odaklanması gerektiğini vurguluyor. Dönüşümün ana ayaklarını; enerji verimliliğinin artırılması, nitelikli iş gücünün sanayiye entegre edilmesi, uzun vadeli finansman ikliminin sağlanması ve markalaşma süreçlerinin rasyonelleştirilmesi oluşturuyor. Özellikle döviz kuru ve enflasyon arasındaki dengesizliklerin giderilmesi, üretim maliyetlerinin öngörülebilirliği açısından hayati önem taşıyor.
AB pazarı ve karbon bariyeri riski
Almanya gibi dev sanayi ekonomilerinde imalatın GSYH payı %17,81 seviyesinde korunurken, Türkiye’nin düşük-orta teknolojili üretim modelinde kalması kâr marjlarını eritiyor. AB’nin yükselen yeşil ve karbon bariyerleri, yerli katma değeri düşük olan üreticiler için pazar kaybı riski yaratıyor. Bu durum, sanayinin sadece bir ekonomi politikası değil, aynı zamanda bir ulusal güvenlik ve gelecek politikası olarak kurgulanmasını zorunlu kılıyor.
İmalat sanayi veri setleri ve dış ticaret dengesi üzerinde uyguladığımız yapısal direnç modellemeleri, üretim ekosisteminde şu kritik başlıkları öne çıkarıyor:
ANALİZ:
Türkiye sanayisinin "orta gelir tuzağı" benzeri bir "orta teknoloji tuzağı" içinde kalması, 2026 yılı makroekonomik hedefleri önündeki en büyük yapısal engeldir. İthal ara malı bağımlılığının %75 seviyesinde katılaşması, TL’deki değer değişimlerinin ihracat rekabetçiliğine etkisini zayıflatırken, ithal maliyet kanalıyla enflasyonu beslemektedir. İNA ve çarpan analizlerimiz, sanayi şirketlerinin operasyonel kârlılıklarını koruyabilmesi için enerji yoğun üretimden, verimlilik ve teknoloji odaklı üretime geçiş yapmalarının kaçınılmaz olduğunu göstermektedir.
Endeks24 Analiz Masası projeksiyonlarına göre, 2027 yılına kadar yeşil dönüşüm yatırımlarını tamamlayamayan sektörlerde ihracat kayıpları %15-20 bandına ulaşabilir. Finansmana erişimde yaşanan daralma, KOBİ ölçeğindeki üreticilerin teknolojik yenilenme hızını kısıtlamaktadır. Bu döngünün kırılması için savunma sanayiinde yakalanan yerlilik başarısının; kimya, makine ve otomotiv yan sanayii gibi lokomotif sektörlere dikey olarak yayılması stratejik bir zorunluluktur. Mevcut üretim yapısı, dış dengeyi kalıcı iyileştirmek yerine geçici rahatlamalar sunmaktadır; kalıcı çözüm ancak yerli ara malı ekosisteminin inşasıyla mümkündür.
ENDEKS24 ANALİZ MASASI
imalat sanayisinde teknolojik dönüşüm ve yerli ara malı projeksiyonu
Şeffaflık ve Metodoloji Beyanı: Küçük yatırımcıyı koruma ve doğru bilgilendirme misyonumuz kapsamında; bu analiz Endeks24 Analiz ve Araştırma Kurulu denetiminde, rasyonel metodolojilerle hazırlanmıştır. Kurul yapımız ve analiz ilkelerimiz hakkında detaylı bilgi için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.
Yasal Uyarı: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir.




