Başkan Donald Trump'ın İran'la imzaladığı 14 maddelik mutabakat zaptı, dört aydır süren savaşı durdururken Beyaz Saray'ın iddiası net: Bu metin, Barack Obama'nın 2015'te imzaladığı nükleer anlaşmadan üstün. Oysa belgeyi inceleyen uzmanların çoğu tersini söylüyor, Trump'ın Tahran'dan eski anlaşmaya kıyasla daha azını aldığını, buna karşılık çok daha fazla taviz verdiğini savunuyor.
Karşılaştırmayı zorlaştıran bir gerçek var. İmzalanan belge nihai bir anlaşma değil. Yaklaşık bir buçuk sayfalık, 14 maddelik bu çerçeve metin, savaşın kalıcı biçimde sonlandırılması için 60 günlük bir müzakere takvimi başlatıyor. İran'ın nükleer programı, yaptırımların kaldırılması ve Hürmüz Boğazı'nın geleceği gibi başlıklar ise henüz çözülmüş değil.
İki belge arasındaki temel fark
Obama döneminde imzalanan ve resmi adı Ortak Kapsamlı Eylem Planı olan anlaşma, 160 sayfayı aşan ayrıntılı bir belgeydi. Washington, İran'ı tek başına değil, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya ve Avrupa Birliği ile birlikte, yaklaşık iki yıl süren müzakerelerle masaya oturtmuştu. Trump'ın yaklaşımı ise ikili bir süreç olarak ilerledi, ABD ile İran arasında haftalar içinde pazarlık edilen kısa bir niyet metni.
Eleştirilerin odağında bu hacim farkından çok bağlayıcılık var. JCPOA, İran'ın silah üretebilecek düzeyde uranyum zenginleştirme kapasitesine sıkı sınırlar koymuş ve kapsamlı uluslararası denetim öngörmüştü. Mutabakat zaptı ise nükleer kısıtların ve denetim mekanizmasının ayrıntılarını 60 günlük sürece bırakıyor, sürecin ileride yeniden başlatılmasına dair bir hüküm de taşımıyor.
Her iki metin de İran'ın nükleer silah aramayacağına söz veriyor, asıl fark bu sözün nasıl denetleneceğinde gizli.
Nükleer programda ne değişiyor
Tahran her iki belgede de nükleer silah peşinde olmayacağını yazılı olarak taahhüt ediyor. Ancak JCPOA bu taahhüdü somut sınırlarla bağlamıştı, zenginleştirme tavanını yüzde 3,67'de ve süreyi 15 yılda tutuyordu. Bugün İran'ın elinde, silah seviyesine yalnızca bir adım kalan yüzde 60 saflıkta zenginleştirilmiş uranyum bulunuyor. Mutabakat zaptı, bu stokun Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde seyreltilmesine istekli olunduğunu ima ediyor, fakat kesin kararı yine nihai anlaşmaya erteliyor.
Yaptırımlar, Hürmüz ve Türkiye'ye yansıması
Anlaşmanın en çok tartışılan boyutu yaptırım tarafı. Obama bazı yaptırımları ancak kapsamlı anlaşma imzalandıktan ve İran'ın adımları doğrulandıktan sonra kademeli gevşetmişti. Trump'ın metni ise ilk rahatlamayı öne çekiyor, İran'ın petrol ihracatına derhal muafiyet tanınması da buna dahil. Metin ayrıca milyarlarca dolarlık dondurulmuş fonun serbest bırakılmasının ve ABD ile bölge müttefiklerinin İran için 300 milyar dolarlık bir kalkınma fonu kurmasının önünü açıyor.
300 milyar $tutarındaki kalkınma fonu, ABD ve bölge müttefiklerinin İran için kurması öngörülen kaynak; Trump'a kendi partisinden gelen fazla taviz eleştirisinin başlıca nedeni.
Bu kalemler, Trump'ın kendi partisindeki İran karşıtı isimlerden fazla taviz eleştirisi almasına yol açtı. Başkan yıllarca Obama'yı, 1981'den beri dondurulmuş 1,7 milyar doları Tahran'a iade ettiği için eleştirmişti, şimdi bunun katbekat üzerinde bir kaynağı masaya koyuyor.
Türkiye açısından kritik başlık ise Hürmüz. İran'ın savaş boyunca fiilen kapattığı bu kritik petrol hattının yeniden açılması, küresel arz endişesini hafifletiyor. Brent petrol, anlaşma haberleriyle 18 Haziran'da 79 dolar civarına geriledi. Enerjide neredeyse tümüyle dışa bağımlı Türkiye için ucuzlayan petrol, ithalat faturası, cari denge ve enflasyon patikası açısından doğrudan önem taşıyor. Ancak İran, boğaz üzerinde savaş öncesinde sahip olmadığı bir yönetim rolünde ısrar ediyor, bu da müzakerelerde önemli bir kırılma noktası olabilir.
Peki anlaşma gerçekten Obama'nınkinden zayıf mı? Bir buçuk sayfalık çerçeve ortadayken kesin yargı erken. Yine de uzmanların ortak değerlendirmesi, metnin bu haliyle ABD'ye eski anlaşmadan daha az güvence, İran'a ise daha geniş ekonomik alan sağladığı yönünde. Asıl kıyas, 60 günlük takvimin sonunda ortaya çıkacak nihai metinle yapılabilecek.




