Türkiye’de artan eğitim, konut, ulaşım ve temel yaşam maliyetleri; düşük alım gücü ve ek gelir ihtiyacını tetikleyen ücret yapısıyla birleşince çalışma süreleri küresel ortalamaların üzerine çıktı. Kayıt dışı istihdamın yarattığı rekabet baskısı da bu tabloyu pekiştirerek Türkiye’yi en uzun mesai yapılan ülkelerden biri haline getirdi.

Ancak ortaya çıkan sonuç, süre ile çıktı arasındaki ilişkinin zayıfladığını gösteriyor. 2025 OECD verimlilik sıralamasında Türkiye’nin alt sıralardaki konumunu koruması, uzun çalışma saatlerinin üretkenliğe dönüşmediğini ortaya koyuyor. Üretim tarafında da benzer bir tablo gözlenirken, katma değer üretimi sınırlı kalıyor.

Verimlilik neden artmıyor

Uzun çalışma saatleri, teoride üretimi artırması beklenen bir unsur olsa da pratikte ters etki yaratıyor. Düşük ücret seviyeleri, çalışanların birden fazla işte çalışmasına veya verimlilikten ziyade süreyi artırmaya odaklanmasına yol açıyor.

Bu yapı, insan sermayesinin gelişimini de sınırlandırıyor. Çalışanların kendini geliştirme, uzmanlaşma ve yüksek katma değerli alanlara yönelme kapasitesi zayıflıyor. Böylece ekonomi, düşük verimlilik-düşük ücret sarmalına sıkışıyor.

Küresel örnekler ne söylüyor

İrlanda, Lüksemburg ve Norveç gibi ülkelerde verimlilik artışı; yüksek teknoloji, finans ve enerji sektörlerinde yoğunlaşan yatırımlarla destekleniyor. Bu ülkelerde çalışma süresi değil, saat başına üretilen değer belirleyici faktör haline geliyor.

İran uranyum gözetimini Rusya'ya devretmeye hazırlanıyor
İran uranyum gözetimini Rusya'ya devretmeye hazırlanıyor
İçeriği Görüntüle

Singapur, İsviçre, Danimarka ve Belçika gibi ekonomilerde ise yüksek eğitim seviyesi ve uzmanlaşma, verimliliği yukarı taşıyor. Bu ülkelerde haftalık çalışma süreleri Türkiye’ye kıyasla daha düşük olmasına rağmen, çalışan başına üretim ve gelir çok daha yüksek seviyede bulunuyor.

Çalışma dengesi kritik eşik

Gelişmiş ekonomilerde kamu-özel sektör dengesi, ücret politikası ve sosyal imkanlar birlikte ele alınıyor. Daha kısa çalışma saatleri, daha yüksek motivasyon ve uzmanlaşma ile destekleniyor. Bu model, saat başına verimliliği maksimize eden bir yapı oluşturuyor.

Türkiye’de ise çalışma süresi ile verimlilik arasındaki bağın kopması, yapısal bir sorun olarak öne çıkıyor. Bu durum yalnızca bireysel refahı değil, şirketlerin rekabet gücünü ve ülkenin küresel konumunu da doğrudan etkiliyor.