ran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin 27 Nisan’da St. Petersburg’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği görüşme, küresel siyasette yeni bir kırılma noktasını işaret ediyor. Boris Yeltsin Başkanlık Kütüphanesi’nde yapılan üst düzey zirvede, İran’ın en hassas egemenlik alanlarından biri olan zenginleştirilmiş uranyumun gözetim yetkisinin Rusya’ya verilmesi konusunda mutabakata varıldığı belirtiliyor. Bu hamle, Tahran’ın ABD ve İsrail eksenli askeri baskılara karşı egemenliğinin bir kısmını Rusya’ya devrederek "politik rehine" formülüyle hayatta kalma stratejisini tescilliyor.
Rusya bölgeye merkez aktör olarak dönüyor
8 Aralık 2024’teki Suriye devriminin ardından Ortadoğu’da zemin kaybeden Rusya, İran kriziyle birlikte bölgeye çok daha güçlü bir dönüş yaptı. Savaşın teknik gözetmenliğinden müzakere masasının kurucu aktörüne dönüşen Kremlin, hem Tahran hem de Batı bloku için bir "can simidi" misyonu üstleniyor. Putin-Arakçi görüşmesine Rusya Askeri İstihbarat Servisi (GRU) Başkanı Amiral İgor Kostyukov’un da katılması, Moskova’nın sürecin sadece diplomatik değil, askeri boyutunda da bizzat sahada yer alacağını gösteriyor.
Çin ve Batı blokunda yeni dengeler
Süreçte Çin’in pozisyonu dikkat çekici bir ayrışmaya uğradı. Pekin’in stratejik ortaklık söylemlerine rağmen İran ile müttefiklik kurmak yerine sadece bir enerji tedarikçisi gibi hareket etmesi, Moskova’nın elini güçlendiren temel unsurlardan biri oldu. Ancak ABD ve Rusya arasındaki bu jeopolitik taksimat, İsrail başta olmak üzere İngiltere, Avrupa ve Körfez ülkelerinde ciddi huzursuzluk yaratma potansiyeli taşıyor. Uzmanlar, ertelenen bu krizin ilerleyen dönemde daha büyük bir patlamaya gebe olduğu konusunda hemfikir.




