Finans dünyası 2026 yılına girerken, IMF (Uluslararası Para Fonu) tarafından açıklanan COFER raporları küresel ekonomideki devasa fay hattını netleştirdi. On yıl önce %65 seviyelerinde olan doların küresel rezervlerdeki payı, radikal bir ivmeyle %40 bandına indi. Bu tarihi geri çekilme, sadece ekonomik bir tercih değil, küresel jeopolitik dengelerin yeniden kurgulandığı bir "finansal savunma" stratejisi olarak görülüyor.
Doların silah olarak kullanılması güveni sarstı
2022 yılındaki yaptırım süreçleriyle başlayan ve 2025-2026 döneminde tırmanan ticaret savaşları, doların "güvenli liman" statüsünü tartışmaya açtı. Gelişmekte olan ülkelerin (BRICS+ bloğu başta olmak üzere) ABD yaptırımlarına karşı bir koruma kalkanı oluşturma isteği, rezervlerdeki dolar ağırlığını aşağı çekti. Finansal varlıkların dondurulabilme riski, merkez bankalarını "takas edilemez" ve "el konulamaz" tek varlık olan fiziksel altına yönlendirdi.

ABD borç sarmalı ve mali sürdürülebilirlik kaygısı
ABD’nin toplam kamu borcunun 2026 başı itibarıyla 38 trilyon dolar sınırına dayanması ve bütçe açıklarının GSYH’ye oranının sürdürülemez seviyelere ulaşması, USD cinsi tahvillere olan talebi azalttı. Yatırımcılar ve merkez bankaları, ABD hazine tahvillerinin (Treasuries) sunduğu getirinin, enflasyon ve borç riski karşısında yetersiz kaldığını değerlendiriyor. Bu durum, rezerv yönetiminde "hazine kağıdı" yerine "fiziksel emtia" dönemini başlattı.
Çok kutuplu rezerv yönetimi ve altının hakimiyeti
Dünya Altın Konseyi (WGC) verilerine göre, 2026 yılının ilk çeyreğinde merkez bankalarının net altın alımları rekor kırmaya devam ediyor. Rezervlerde dolardan boşalan koltuğu sadece Euro ya da Yuan doldurmuyor; altın tek başına rezervlerin %28’ine hakim olarak doların en büyük rakibi haline geldi. Ayrıca Avustralya doları, Kanada doları ve İsviçre frangı gibi "ikincil" para birimlerinin toplam payının %10’u aşması, rezerv yönetiminde çeşitlendirme stratejisinin ne kadar derinleştiğini kanıtlıyor.




