Küresel piyasaların yakından takip ettiği analizleriyle tanınan Ray Dalio, Hürmüz Boğazı’ndaki mevcut krizi tarihsel bir perspektifle ele aldı. Dalio, ABD'nin bölgedeki kontrolü sağlamada yaşadığı zorlukları, Britanya İmparatorluğu'nun küresel aktörlükten "yardımcı oyunculuğa" düştüğü 1956 Süveyş Kanalı Krizi ile kıyasladı. Bu analize göre, ABD'nin boğaz trafiğini normalleştirememesi, müttefikler ve alacaklılar nezdindeki güveni sarsarak stratejik bir gerilemeyi tetikleyebilir.
Hegemonyanın üretimden finansa kayışı
Dalio, ABD'nin küresel güç kaybını sadece askeri başarısızlıklarla değil, çarpıcı ekonomik verilerle de destekliyor. Son 50 yılda ABD'nin küresel sanayi üretimindeki payı %28'den %15'e gerilerken, küresel GSYH içindeki ağırlığı %40'tan %25'e kadar düştü. Aynı dönemde Çin'in üretim gücünü artırarak dünya sanayi üretiminin üçte birini ele geçirmesi, Washington'ın hegemonya inşasındaki ekonomik tabanının zayıfladığını gösteriyor.
Finansal kırılganlık ve güven kaybı
Amerikan ekonomisinin gücünü büyük ölçüde finansa yaslamış olması, Dalio'ya göre en büyük yapısal risklerden birini oluşturuyor. Finansal duvarların ancak askeri ve siyasi güce duyulan güvenle ayakta kalabileceğini vurgulayan ünlü analizci, tarihteki Hollanda ve Britanya örneklerini hatırlattı. ABD'nin Venezuela ve İran operasyonlarının ardından Küba’ya olası müdahale sinyalleri, Çin'e karşı sürdürülen hegemonya mücadelesinde "arka bahçeyi sağlam tutma" çabası olarak değerlendiriliyor.
Yeni dünya düzeni arayışı
Neoliberal düzenin 2008 finans kriziyle birlikte çözülme sürecine girdiğini savunan Dalio, dünyanın yaklaşık 20 yıldır bir yön arayışında olduğunu belirtiyor. ABD'nin içsel yapısal sorunlarını çözmeden ve ağırlık merkezini finanstan yeniden üretime kaydırmadan Çin karşısında kalıcı üstünlük sağlamasının zor olduğu ifade ediliyor. Dalio'ya göre, büyük güçlerin zirveye ulaştıkları gün kibre kapılmaları, aslında tarihsel inişin de başladığı anı temsil ediyor.





