28 Şubat 2026 tarihinde başlayan İran ile ABD-İsrail savaşı, Avrupa’dan binlerce mil uzaktaki bir bölgesel çatışma olmaktan çıkarak Batı savunma mimarisini temelinden sarsan bir varoluşsal krize dönüştü. İttifakın 76 yıllık tarihinde Ukrayna savaşı ve Grönland krizini atlatan doku, bu kez "Hürmüz Çıkmazı" ile kopma noktasına geldi. Analistler ve diplomatlar, Washington’ın müttefiklerinden gelen "pasif direniş" sonrası ittifakın artık savunma garantisi vermediği bir aşamaya geçtiğini vurguluyor.
Hürmüz resti ve çekilme tehdidi
Krizin fitilini, Trump yönetiminin Hürmüz Boğazı'nı küresel nakliyeye açmak için müttefiklerinden istediği doğrudan askeri destek talebinin Avrupa başkentlerinde karşılık bulmaması ateşledi. Trump, Avrupa ülkelerinin hava sahası kullanımına kısıtlama getirmesi ve donanmalarını bölgeye göndermemesine öfkelenerek, "Yerimde olsanız siz de çekilmeyi düşünmez miydiniz?" çıkışını yaptı. Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, "Amerika Birleşik Devletleri müttefiklerinin bu isteksizliğini hatırlayacaktır" diyerek gerilimi kurumsal bir boyuta taşıdı.
NATO'nun kırılgan dokusu ve Rusya faktörü
Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) uzmanları, NATO’nun kuruluşundan bu yana hiç bu kadar "kötü bir durumda" olmadığını ifade ediyor. Avrupa tarafında ise özellikle Fransa ve Danimarka gibi ülkeler, ABD’nin Rusya’ya karşı tutum değişikliğinden derin endişe duyuyor. Trump yönetiminin, İran savaşının tetiklediği enerji krizini hafifletmek adına Rus petrolüne yönelik yaptırımları gevşetmesi, Brüksel ve Paris ekseninde "güvenlik önceliklerinin sapması" olarak nitelendiriliyor.
G7 zirvesindeki Rubio-Kallas gerilimi
Geçtiğimiz hafta Paris yakınlarında düzenlenen G7 Dışişleri Bakanları toplantısı, transatlantik ilişkideki çatlağın derinliğini bir kez daha ortaya koydu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile AB Dış İlişkiler Şefi Kaja Kallas arasındaki sert diyalog, tarafların artık ortak bir stratejik dil konuşmadığını gösterdi. Kallas’ın Ukrayna konusundaki "sabrın tükenmesi" sorusuna Rubio’nun verdiği sinirli yanıt, ABD’nin müttefiklerine karşı duyduğu stratejik hayal kırıklığının bir yansıması olarak kayda geçti.




