ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantic Council'de yayımlanan bir analizde, ABD ile Türkiye arasındaki ticaret ilişkisinin gümrük vergisi indirimiyle sınırlı kalmaması, ticareti, yatırımı ve tedarik zinciri güvenliğini birbirine bağlayan yapılandırılmış bir pazarlığa dönüştürülmesi önerildi. Analize göre Türkiye, güçlü imalat tabanı, stratejik coğrafyası ve bölgesel etkisiyle Washington'ın bir ekonomik güvenlik ortağında aradığı özelliklerin çoğuna sahip.
Kuruluşun Türkiye programına bağlı TURKEYSource sayfasında 6 Ekim 2026'da yayımlanan "Beyond tariffs: The US-Turkey trade relationship needs a bigger bargain" başlıklı yazı Leo Ayala imzasını taşıyor. Ayala, Washington merkezli bir jeopolitik danışmanlık şirketinde küresel ticaret ve tedarik zincirlerinden sorumlu başkan yardımcısı. Daha önce ABD Ticaret Bakanlığı'nın Avrupa ve Avrasya Ofisi'nde uluslararası ticaret uzmanı olarak çalıştı. Yazıda, görüşlerin yazara ait olduğu ve Atlantic Council'in görüşünü yansıtmayabileceği belirtiliyor.
Ayala'nın aktardığına göre iki ülke arasındaki mal ticareti 2025'te yaklaşık 36,8 milyar dolar oldu, ABD bu ticarette yaklaşık 4 milyar dolar fazla verdi. Mal ve hizmet ticaretinin toplamı, ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 100 milyar dolarlık hedefi belirlediği 2019'dan bu yana iki katından fazlasına çıktı, ancak hedefin hâlâ epey gerisinde. Yazar, Japonya, Avrupa Birliği, Güney Kore ve İsviçre'nin, en çok kayırılan ülke vergisi ile zorla çalıştırma soruşturmasına dayanan 301. madde vergisinin toplamını yüzde 10 ya da yüzde 12,5 ile sınırlayan düzenlemeler üzerinde ABD ile anlaştığını, Türkiye'nin ise benzer bir düzenlemesinin bulunmadığını kaydetti.
Analizde, ABD Ticaret Temsilciliği'nin temmuzda zorla çalıştırma soruşturmaları kapsamında Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 60 ekonomi için vergileri kesinleştirdiği, Türkiye'nin yüzde 12,5 oranına tabi tutulduğu hatırlatıldı. Türkiye, sanayide yapısal kapasite fazlasına ilişkin ikinci soruşturmada ek vergiyle karşılaşabilecek 16 ekonomi arasında yer almadı. Yılda 1 milyar doları aşan çelik ihracatı ise yazara göre iki ülke arasındaki başlıca sürtüşme kaynaklarından biri.
Ayala'ya göre Ankara, ABD şirketlerine daha geniş pazar erişimi, gümrük ve tedarik zinciri denetiminin güçlendirilmesi ve düzenleyici iş birliği sunabilir. Washington ise çelikteki 232. madde vergileri dahil vergi kolaylıkları, pazar erişimi, finansman ve yatırımla karşılık verebilir. Yazar, Türkiye'nin böyle bir pazarlıktaki üstünlüğünün Japonya ya da Güney Kore'nin yatırım taahhütlerinin ölçeğini yakalamak olmayacağını, bunun "sanayi kapasitesi, coğrafi erişimi ve stratejik açıdan önemli bölgelerde çeşitlendirmeyi destekleme becerisi" olacağını yazdı. Türkiye'nin dijital hizmet vergisini 2026'da yüzde 7,5'ten yüzde 5'e, 2027'de yüzde 2,5'e indirmesi de pazarlık alanına örnek gösterildi.
Analiz risklere de yer verdi. Ayala, Türkiye'nin Rusya ve İran'la enerji ilişkilerinin yeni riskler doğurduğunu, 2026 tarihli Rusya ve İran'a Yaptırım Yasası'nın Rus petrolü ve doğal gazının büyük alıcılarından yapılan ithalata yüzde 100'e kadar vergi uygulanmasına izin verdiğini ve bunun Türkiye'yi de kapsayabileceğini belirtti. Yazar, ABD Hazine Bakanlığı'nın 4 Eylül'de bir Türk finans kuruluşuna ve iki bağlı şirketine, İran'ın yaptırımları aşmasına yardım ettikleri suçlamasıyla yaptırım uyguladığını da hatırlattı. Daha yakın ekonomik bağların Türkiye'nin stratejik bağımsızlığını ortadan kaldırmayacağını ve ABD politikalarıyla uyumu güvence altına almayacağını ekledi.
ABD'nin Türkiye menşeli ürünlere uyguladığı yüzde 12,5'lik ek vergi 24 Temmuz 2026'da yürürlüğe girmişti. ABD Hazine Bakanlığı'na bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) ise 5 Ekim'de, İran'la iş yapmayı sürdüren yabancı finans kuruluşlarının önceden bildirim yapılmadan yaptırım listesine alınabileceğini duyurdu.




